13 Ağustos 2016 Cumartesi
10 Haziran 2016 Cuma
SOKAK KÖPEĞİ TONİ NİN HİKAYESİ
Toni, gördüğünüz görebileceğiniz en korkak sokak köpeğiydi.Kir pas içerisinde,berbat bir görüntü arz ediyordu.Kuyruğu sürekli olarak, kısacık bacaklarının arasındaydı. İnsanların yanına asla yaklaşmıyordu.Zaten onun bu kadar korkak olmasının nedeni de insanlar değilmiydi.
Henüz mini minnacık bir yavruyken, annesinin insanlar tarafından defalarca,taşla,sopayla dövüldüğüne şahit olduğu o günlerden başlamıştı Toni nin korkaklığı.Annesi, ona ve diğer iki kardeşine yiyecek bulmak için çabalamaktan başka bir yapmıyordu oysa.
Ne gariptir şu insanlar.İstemedikleri,beğenmedikleri şeyleri çöpe atar,sonrada karnını o artıklarla doyurmak için,çöpleri karıştıran,zavallı hayvanlara eziyet ederler.
Sahil boyu uzanan bu parkın dışına hiç çıkmayan Toni,burayı kendine mesken edinmişti.Kim bilir, belkide evi olarak görüyordu buraları.
Parkta ayak basmadık yer bırakmıyordu.Ancak bir yer vardı ki,oraya hiç gitmiyordu.Eski Haliç Köprüsünün,Balat sahiline bakan ayağının civarlarıydı o hiç uğramadığı yer.
Parkta ayak basmadık yer bırakmıyordu.Ancak bir yer vardı ki,oraya hiç gitmiyordu.Eski Haliç Köprüsünün,Balat sahiline bakan ayağının civarlarıydı o hiç uğramadığı yer.
Annesi onlara,artık kullanılmayan bu köprünün ayağına yakın bir yerde bakıyordu.Nispeten tenha olan bu yerde,kardeşleriyle oyunlar oynuyor,yiyecek bulmaya giden annelerini bekliyorlardı her gün.
Günün birinde, elinde sopayla bir adam çıkagelmiş,ve sanki düşmanına saldırır gibi,zavallı hayvanlara hücum etmişti.Bir insan, açlıkla boğuşan,zavallı bir sokak hayvanından ne isteyebilirdi ki!.
Anneleri,yavrularını koruyabilmek için adamın önüne atılmış, ve kendini insan sanan o yaratığın,sayısız sopa darbelerine maruz kalmıştı. Toni ve kardeşleri,köprünün ayağına yakın bir noktada sinmiş,çaresizlik içinde bu dehşet anlarını izlemek zorunda kalmışlardı.
Anneleri,yavrularını koruyabilmek için adamın önüne atılmış, ve kendini insan sanan o yaratığın,sayısız sopa darbelerine maruz kalmıştı. Toni ve kardeşleri,köprünün ayağına yakın bir noktada sinmiş,çaresizlik içinde bu dehşet anlarını izlemek zorunda kalmışlardı.
Sonunda, sözün gelişi adam dediğimiz yaratık,küfürler ederek elinde sopasıyla oradan uzaklaştığında,anne köpek iniltiler içinde yere yıkılmıştı.
Yalnızca başını kaldırmış,yavrularının bulunduğu yöne doğru bakabilmişti.Yavru köpekler, o cılız sesleriyle,yardım diler gibi havlayarak annelerine doğru koşarlarken,anne köpekte can vermişti.
Bir alem yıkılıyordu,ama kimsenin haberi yoktu.Üç yavru,üç bebek,üç can,kimsesiz,çaresiz, ve hepsine sebep annesiz kalmıştı.Bir sokak hayvanı değil,bir anne ölmüştü,insanlık ölmüştü.
Küçük yavrular,annelerinin cansız bedeni karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlardı.Annelerinin yüzünü yalıyorlar,sonra henüz soğumamış olan ölü bedenine iyice sokulup,başlarını annelerinin altına sokmaya çalışıyorlardı.
Sanki son bir kez olsun,anne sıcaklığını hissetmek için çabalıyorlardı.
Sanki son bir kez olsun,anne sıcaklığını hissetmek için çabalıyorlardı.
Üç gün boyunca, hiç ayrılmadılar annelerinin cansız bedeninin yanından.İkinci günde,kardeşlerden biri daha ölmüştü.Ve aynı ölüm nedeni,bir gün sonra diğer kardeşinde ölümüne sebep olmuştu.Açlık..
Artık yalnızca Toni kalmıştı hayatta,ve onunda pek canlıya benzer bir hali kalmamıştı. Toni içinde kardeşleriyle aynı kaderi paylaşmak an meselesiydi artık.
Zavallı yavrucak, annesi ve kardeşlerinin,cansız bedenlerine bakıyordu bir kaç metre uzaktan.Bir çocuğun boynunu bükmesi gibi,oda boynunu bükmüştü.Gözünden akan yaşı gören bir göz olsa,bir hayvanın insanlığın ölümüne nasıl ağladığına şahitlik etmiş olacaktı.Ve olduda…
Oradan geçmekte olan genç bir kız,yavru köpeğin,ölmüş anne ve kardeşlerine bakarken,gözünden yaş aktığını görmüştü.
-Canım benim kıyamam ben sana, gel buraya, gel tatlı şey seni.Ağlama bakalım hadi.Ben sana bakarım bebeğim.Üzülme sen olurmu…
Genç kız hem Toni ile konuşuyor, hemde kucağına aldığı küçük köpeğin başını okşuyordu.
Bir daha kimse bilmedi onun adının ne olduğunu ama,o gün geç kız koymuştu ona Toni adını.
-Canım benim kıyamam ben sana, gel buraya, gel tatlı şey seni.Ağlama bakalım hadi.Ben sana bakarım bebeğim.Üzülme sen olurmu…
Genç kız hem Toni ile konuşuyor, hemde kucağına aldığı küçük köpeğin başını okşuyordu.
Bir daha kimse bilmedi onun adının ne olduğunu ama,o gün geç kız koymuştu ona Toni adını.
Toniyi almış,evine götürmüştü.Günlerce bir bebek gibi ilgilenmişti onunla.En nihayetinde Toni gücünü toplamış,ayağa kalkmıştı.Ancak hiçbir zaman,hoplayıp zıplayan,oyunlar oynayan bir köpek olmamıştı.O hep sakin ve boynu büküktü.Sanki yetimliğinin farkındaydı.Kimi görse,hemen kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp,saklanacak bir yer arıyordu.Yalnızca genç kızı gördüğünde saklanmıyor,adeta minnetini göstermek ister gibi,ayaklarını yalıyordu genç kızın.
Ancak Toninin güzel günleri çok uzun sürmemişti.Genç kız Üniversite okumak için başka bir ile gitmek zorunda kalmıştı.Buda Toni için kötü günlerin başlangıcı anlamına geliyordu.
Günlerce genç kızın evinin önünde beklemiş durmuştu.Fakat hiç gelmemişti melek sahibesi.Sonra çöplerden yiyecek aramaya çıktığı bir günde,kendini Balat parkında bulmuştu yeniden.Annesinin ve kardeşlerini öldüğü yere gitmiş, saatlerce koklamıştı etrafı.Ancak ne annesinden, nede kardeşlerinden eser yoktu.
Sonraki günlerde,bir daha hiç sokulmamıştı oraya.Uzaktan uzağa mahzun mahzun bakmıştı sadece.Ve park evi olmuştu artık.Hafta sonları parkta mangal yapanların artıklarıyla bir güzel doyuruyordu karnını.Diğer günlerdeyse, yarı aç,yarı tok yaşamaya devam ediyordu.
Bir gece vaktiydi,ilerde ağaçların altıda içki içen dört kişilik bir gurubu görmüştü Toni. Uzak bir noktada oturmuş,öylece onlara bakıyordu.Sonra adamlar yavaş yavaş kalkmaya başladılar.Artık evlerine gidiyorlardı.Ancak birisi kalmıştı.O henüz iki şişe daha birası olduğunu,onları içmeden gitmeyeceğini söylemişti.
Adam, arkadaşları gittikten sonra,biraz ilerisindeki ağacın dibine gidip işemeye başladı.Aynı anda karşıdan gelen iki genç kız belirdi. Toni onları görünce ayağa kalkmış,kulaklarını dikmişti.Pür dikkat o yöne bakıyordu.
Kızlar yanından geçmekte oldukları ağacın dibinde işeyen adamı görünce, başlarını çevirip ters yöne doğru uzaklaşmaya başalamışlardı.Ancak sarhoş pislik,elinde tuttuğu cinsel organını sallayarak kızlara aşağılıkça laflar atmaya,sarkıntılık yapmaya başlamıştı.Kızlar telaşla oradan uzaklaşmaya çalışırken,adam arkalarından gelip kollarına yapışmıştı bile.O kadar iğrenç bir adamdı ki,cinsel organı hala pantolonunun dışındaydı ve kızlara organıyla alakalı iğrenç şeyler söylemekteydi.Telaş ve korkuyla çığlık atan kızlar, ne yapacaklarını şaşırmışlardı.
Sonra bir kurt uludu,bir aslan kükredi,hayır hayır hiç biri olmadı,bu Toniydi.Sanki kuduz olmuşcasına vahşice bir hırıltının eşliğinde,öylesine bir koşması vardı ki,onun o korkak Toni olduğuna inanmak çok zordu.
Koştu,yaklaştı ve adeta uçarcasına atıldı pislik adamın üzerine.Sadece bir kaç saniye sonra,adam yerde yatarken,cinsel organı da,adamdan iki üç metre ilerde durmaktaydı.Acıyla bir yaratık gibi inleyen adama gözünü dikmiş,hala hırlamaktaydı Toni.
Koştu,yaklaştı ve adeta uçarcasına atıldı pislik adamın üzerine.Sadece bir kaç saniye sonra,adam yerde yatarken,cinsel organı da,adamdan iki üç metre ilerde durmaktaydı.Acıyla bir yaratık gibi inleyen adama gözünü dikmiş,hala hırlamaktaydı Toni.
Anne ve kardeşlerinin ölümüne sebep olan bu sarhoş pislik,artık sadece, bir zamanlar erkektim diyebilecekti.
Sonra kızlardan birinin sesini duydu.
-Toni, oğlum senmisin..
Evet bu Toninin hayatını kurtaran genç kızdı.Toni kızı uzakta gördüğü anda tanımıştı zaten….
-Toni, oğlum senmisin..
Evet bu Toninin hayatını kurtaran genç kızdı.Toni kızı uzakta gördüğü anda tanımıştı zaten….
İSTERSEN BENİ SEVEBİLİRSİN ANNE
Kadın, okul yıllarında tanıştığı bir gençle birlikte olmuş, sonrada terk edilmişti.Evleneceklerine o kadar inanmıştı ki, onunla beraber olmakta hiç tereddüt etmemişti.
Ancak yalanların üzerinde etiket yoktur. Hiç bir yalanın üzerinde, bu bir yalandır yazmaz. Kandırılmış, kullanılmıştı ve bir kenara atılmıştı.
Ailesinden çok korkuyordu.Şayet öğrenirlerse, onun yaşamasına izin vermezlerdi.Gizlemesinin bir yolu da yoktu, eninde sonunda ortaya çıkacaktı.Endişe ve korkuyla geçirdiği günlerden birinde, “Bu akşam görücü geliyor sana kızım..” demişti annesi.
Önce ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmıştı. Fakat sonra, korkunun ecele faydası yok, nasıl olsa bu ortaya çıkacak, daha fazla acı çekmek istemiyorum ne olacaksa olsun demiş, ve huzursuzlukla beklediği o akşamda, kendisini isteyen gençle evlenmeyi kabul etmişti.
Ancak yalanların üzerinde etiket yoktur. Hiç bir yalanın üzerinde, bu bir yalandır yazmaz. Kandırılmış, kullanılmıştı ve bir kenara atılmıştı.
Ailesinden çok korkuyordu.Şayet öğrenirlerse, onun yaşamasına izin vermezlerdi.Gizlemesinin bir yolu da yoktu, eninde sonunda ortaya çıkacaktı.Endişe ve korkuyla geçirdiği günlerden birinde, “Bu akşam görücü geliyor sana kızım..” demişti annesi.
Önce ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmıştı. Fakat sonra, korkunun ecele faydası yok, nasıl olsa bu ortaya çıkacak, daha fazla acı çekmek istemiyorum ne olacaksa olsun demiş, ve huzursuzlukla beklediği o akşamda, kendisini isteyen gençle evlenmeyi kabul etmişti.
Bir ay içerisinde, nikahları, düğünleri olmuştu.Damat yuva kuracağı için mutluyken, gelin ömrünün son günlerini, belkide son gününü yaşıyor olmanın psikolojisi içindeydi.
Gerdek gecesi her şey ortaya çıkıştı, artık kocası, onun başka birisiyle birlikte olduğunu biliyordu.Gelin kaderine razı bir şekilde, her sorulan soruya, doğru cevap veriyor, hiç bir şeyi gizlemiyordu.
Kocası ona şöyle demişti.
-Senden önce, bende bir kadınla birlikte oldum.Yani bende masum değilim.Ama geçmişte kaldı ve çok pişmanım. Geçmişimizi olduğu yerde bırakalım ve sırlarımızı gömelim.Bir yuva kurmak için adım attık, şimdi attığımız adımdan geri dönmeyelim ve hak ettiğimiz mutluluğu alalım, ne dersin…
Hiç tanımadan evlendiği bu adama saygı ve minnetle bakmıştı kadın.
-Senden önce, bende bir kadınla birlikte oldum.Yani bende masum değilim.Ama geçmişte kaldı ve çok pişmanım. Geçmişimizi olduğu yerde bırakalım ve sırlarımızı gömelim.Bir yuva kurmak için adım attık, şimdi attığımız adımdan geri dönmeyelim ve hak ettiğimiz mutluluğu alalım, ne dersin…
Hiç tanımadan evlendiği bu adama saygı ve minnetle bakmıştı kadın.
Zaman akıp gidiyordu, bir çocukları olmuştu, dünyalar tatlısı bir kızları vardı artık. Adını da Dünya koymuşlardı.
O babasının Dünya’sıydı ama, annesi için durum pek öyle değildi.
Evliliğin ilk bir kaç ayında her şey çok iyiydi, ancak sonrası genç koca için, her anlamda ağır bir imtihana dönüşmüştü.
Karısı hiç bir şeyden memnun olmuyor, onun şusu var, bunun busu var diye her şeyi istiyordu.Gece gündüz demeden ailesi için çalışan adam, hiç bir şeye yetişemiyordu.
Üstelik Dünya’yada bakmıyordu kadın.Bazı günler eve geldiğinde, minik yavrusunu, kendi dışkısına boyanmış biçimde dahi buluyordu.Ancak bir kez olsun tek kötü kelime söylememişti karısına.Onu hem seviyor, hem acıyordu ona.
Genç adamın haberi yoktu ama, karısı zengin birde dost edinmişti kendine.
O gün kendisi işteyken, karısı da dostuyla buluşmaya gitmişti.
Adam çok zengindi,ona her istediğini alabilecek kadar çok parası vardı.Ama kocası engeldi ona.Önce ondan ayrılması gerekiyordu. Aslında bunu kendine hiç dert etmiyordu.Çünkü önemsemiyordu onu ve doğrudan, ondan ayrılmak istediğini söyleyecekti.
Sevgilisiyle konuşup karar verdi ve eve gidip kocasına ondan ayrılma kararı aldığını ve hemen evden gideceğini söylemek üzere eve yollandı.
O babasının Dünya’sıydı ama, annesi için durum pek öyle değildi.
Evliliğin ilk bir kaç ayında her şey çok iyiydi, ancak sonrası genç koca için, her anlamda ağır bir imtihana dönüşmüştü.
Karısı hiç bir şeyden memnun olmuyor, onun şusu var, bunun busu var diye her şeyi istiyordu.Gece gündüz demeden ailesi için çalışan adam, hiç bir şeye yetişemiyordu.
Üstelik Dünya’yada bakmıyordu kadın.Bazı günler eve geldiğinde, minik yavrusunu, kendi dışkısına boyanmış biçimde dahi buluyordu.Ancak bir kez olsun tek kötü kelime söylememişti karısına.Onu hem seviyor, hem acıyordu ona.
Genç adamın haberi yoktu ama, karısı zengin birde dost edinmişti kendine.
O gün kendisi işteyken, karısı da dostuyla buluşmaya gitmişti.
Adam çok zengindi,ona her istediğini alabilecek kadar çok parası vardı.Ama kocası engeldi ona.Önce ondan ayrılması gerekiyordu. Aslında bunu kendine hiç dert etmiyordu.Çünkü önemsemiyordu onu ve doğrudan, ondan ayrılmak istediğini söyleyecekti.
Sevgilisiyle konuşup karar verdi ve eve gidip kocasına ondan ayrılma kararı aldığını ve hemen evden gideceğini söylemek üzere eve yollandı.
Eve gittiğinde henüz kocası gelmemişti.Minik Dünya açlıktan ve hastalıktan ağlıyordu. Kadın umursamadı bile onu. O şimdi, yeni hayatının hayallerine dalmıştı.
Sonra kapı çaldı ve o haberi aldı.
Kocası iş yerinde başına düşen bir cisim nedeniyle hayatını kaybetmişti.
Bu haber onu üzmüştü.Ancak üzüntüsünün nedeni, dostuna kavuşmasının biraz rötara uğrayacak olmasıydı.
Sonra kapı çaldı ve o haberi aldı.
Kocası iş yerinde başına düşen bir cisim nedeniyle hayatını kaybetmişti.
Bu haber onu üzmüştü.Ancak üzüntüsünün nedeni, dostuna kavuşmasının biraz rötara uğrayacak olmasıydı.
Zaman su misali akıp gidiyordu. Küçük Dünya artık altı yaşına girmişti.Üzerinde yırtık pırtık bir elbise vardı ve kirliydi minik bedeni.Annesinin işsiz olduğunun farkında olacak kadar akıllıydı yavrucak.Mahallenin bakkalına gitmiş ve bakkala “Amca benim param yok ama, parada kazanmam lazım, sen bana sakız versen bende satıp para kazansam olur mu, satınca borcumu öderim.” demişti.
Bakkal zaten durumlarını biliyordu ve küçük kızı çok seviyordu.Ona teklifini kabul ettiğini söylemiş ve bir poşete doldurduğu sakızları vermişti.
Dünya sabahları çok erken kalkıyor, sakız satmak için sokaklara düşüyordu.Eve döndüğündeyse, neredeyse hava kararmış oluyordu.Akşama kadar sattığı üç beş sakızın parasını kumbarasında biriktiriyordu. Bazen bakkal amcası ona para veriyordu. Sen benim sakızları mı sattığın için, buda senin çalışma ücretin diyordu ona.
Dünyalar tatlısı küçük kız, bakımsızlıktan git gide zayıf düşmeye başlamıştı. Gün boyu sakız satmaya çabalarken, tek bir lokma geçmiyordu boğazından.
Eve geldiğinde annesi olmuyordu, oda varsa eğer evde, bir parça ekmek bölüp, suyla beraber yiyor sonrada yorgun bedenini yatağa atıyordu.
Annesi evlere temizliğe gidiyordu, ama her zaman iş olmuyordu. Geceleri bazen uyanıyordu ve her defasında annesinin ağladığını görüyordu.Bu kadın ona hiç bir şey vermemiş ve hayatı boyunca önemsememişti.Ona bir kez olsun sarılmamış, öpmemiş, kızım bile dememişti.Her zaman ismiyle hitap etmişti.
Ama o annesini mutlu etmenin hayalini kuruyordu.Kumbarasını dolduracak ve annesine verecekti.O zaman annesinin çok parası olacağı için, artık çalışmak zorunda kalmayacak ve çok mutlu olacaktı.Geceleri ağlamayacaktı artık annesi.Her yastığa başını koyduğunda, annesinin yüzünde hiç görmediği o gülümsemeyi hayal ediyordu.Birde sormaya hiç fırsat bulamadığı soru geliyordu aklına.”Anne, Baba ne demek..”
Bakkal zaten durumlarını biliyordu ve küçük kızı çok seviyordu.Ona teklifini kabul ettiğini söylemiş ve bir poşete doldurduğu sakızları vermişti.
Dünya sabahları çok erken kalkıyor, sakız satmak için sokaklara düşüyordu.Eve döndüğündeyse, neredeyse hava kararmış oluyordu.Akşama kadar sattığı üç beş sakızın parasını kumbarasında biriktiriyordu. Bazen bakkal amcası ona para veriyordu. Sen benim sakızları mı sattığın için, buda senin çalışma ücretin diyordu ona.
Dünyalar tatlısı küçük kız, bakımsızlıktan git gide zayıf düşmeye başlamıştı. Gün boyu sakız satmaya çabalarken, tek bir lokma geçmiyordu boğazından.
Eve geldiğinde annesi olmuyordu, oda varsa eğer evde, bir parça ekmek bölüp, suyla beraber yiyor sonrada yorgun bedenini yatağa atıyordu.
Annesi evlere temizliğe gidiyordu, ama her zaman iş olmuyordu. Geceleri bazen uyanıyordu ve her defasında annesinin ağladığını görüyordu.Bu kadın ona hiç bir şey vermemiş ve hayatı boyunca önemsememişti.Ona bir kez olsun sarılmamış, öpmemiş, kızım bile dememişti.Her zaman ismiyle hitap etmişti.
Ama o annesini mutlu etmenin hayalini kuruyordu.Kumbarasını dolduracak ve annesine verecekti.O zaman annesinin çok parası olacağı için, artık çalışmak zorunda kalmayacak ve çok mutlu olacaktı.Geceleri ağlamayacaktı artık annesi.Her yastığa başını koyduğunda, annesinin yüzünde hiç görmediği o gülümsemeyi hayal ediyordu.Birde sormaya hiç fırsat bulamadığı soru geliyordu aklına.”Anne, Baba ne demek..”
Yine bir gece yarısıydı.Kadın yere oturmuş yağmur gibi yaşlar döküyordu yine gözlerinden.Hayatı boyunca hatalar yapmış, her defasında kandırılmış,aldatılmış, kullanılmıştı.Ama hiç birinden ders almamış, defalarca yinelemişti hatalarını.Ailesi, tanıdıkları, herkes dışlamıştı onu.Zaten olacağı da buydu, kimseye kabahat bulmuyordu. Kabahatli olanın kendisi olduğunu biliyordu çünkü.
Yıllar sonra ilk kez, rahmetli kocası aklına düşmüştü.Kendi kendine konuşuyordu şimdi.
-“Ne asil bir adammışsın sen meğerse,ben seni hiç hak etmedim, hemde hiç.Ama senin hak ettiğinde ben değildim.Sen dünyanın en iyi, en güzel kadınlarını hak ediyordun.Çaresizliğimde beni karın yaptın,onure ettin,şimdi yine çaresizim.Ne garip ki seni hiç hatırlamadım bile, ama şimdi sana aşığım.Bu gece bu pis bedenimi ortadan kaldıracağım.Artık nefes bile almak istemiyorum.Son nefesimi sana aşık, seni seven bir kadın olarak vermek istiyorum…”
Hıçkırıkları konuşmasına mani oluyor, ızdırabı göğüs kafesine sığmıyordu.Yerinden kalkıp, bir an önce canına kıymak istiyordu artık.Ve o anda kızı düştü aklına.
Sanki bir yabancıyı hatırlamış gibi hissetmişti.Bu ona çok ağır geldi.İlk kez böylesine hislerin pençesine düşmüştü ve tek yapabildiği hıçkırmak, hıçkırmak ve hıçkırmakdı.
Sonra içinden müthiş bir arzu koptu.Küçük kızına sarılmak, onu öpmek, koklamak arzusu tüm bedenini sarmıştı.
-“Hayır yapmayacağım babası, kıymayacağım canıma.Kızımız var bizim, o ne yapar kimsesiz.Sende istemezsin onu yalnız bırakmamı biliyorum.”
Sonra ayağa kalktı ve “Senin için her şeyi yapacağım kızım.Affettireceğim sana kendimi..” diye geçirdi içinden.
Yıllar sonra ilk kez, rahmetli kocası aklına düşmüştü.Kendi kendine konuşuyordu şimdi.
-“Ne asil bir adammışsın sen meğerse,ben seni hiç hak etmedim, hemde hiç.Ama senin hak ettiğinde ben değildim.Sen dünyanın en iyi, en güzel kadınlarını hak ediyordun.Çaresizliğimde beni karın yaptın,onure ettin,şimdi yine çaresizim.Ne garip ki seni hiç hatırlamadım bile, ama şimdi sana aşığım.Bu gece bu pis bedenimi ortadan kaldıracağım.Artık nefes bile almak istemiyorum.Son nefesimi sana aşık, seni seven bir kadın olarak vermek istiyorum…”
Hıçkırıkları konuşmasına mani oluyor, ızdırabı göğüs kafesine sığmıyordu.Yerinden kalkıp, bir an önce canına kıymak istiyordu artık.Ve o anda kızı düştü aklına.
Sanki bir yabancıyı hatırlamış gibi hissetmişti.Bu ona çok ağır geldi.İlk kez böylesine hislerin pençesine düşmüştü ve tek yapabildiği hıçkırmak, hıçkırmak ve hıçkırmakdı.
Sonra içinden müthiş bir arzu koptu.Küçük kızına sarılmak, onu öpmek, koklamak arzusu tüm bedenini sarmıştı.
-“Hayır yapmayacağım babası, kıymayacağım canıma.Kızımız var bizim, o ne yapar kimsesiz.Sende istemezsin onu yalnız bırakmamı biliyorum.”
Sonra ayağa kalktı ve “Senin için her şeyi yapacağım kızım.Affettireceğim sana kendimi..” diye geçirdi içinden.
Küçük Dünya, annesinin “kimseyi sevmeye hakkım benim..” dediğini duymuştu uyandığında.Annesi yine ağlıyordu.Yatağından kalkıp, annesinin yanına gitmeye karar vermişti.
Kadın yaşlı gözlerle, kızının odasına yönelmişti.İçinde adeta bir fırtına kopmaktaydı. Kızına o kadar ihtiyacı vardı ki.
Başını kaldırdığında, küçük yavrusunun odanın kapısında durduğunu gördü.Pasaklı, pejmürde haliyle, boynunu bükmüş, masum bakışlarını annesine yöneltmişti.
Kadın ilk kez ona yavrum, kızım diyerek sarıldı bir anda.Küçük kız hem şaşkın,hem çok mutluydu.
Dakikalarca öpüşüp koklaştılar.Sanki yıllar yılı görmemişlerdi birbirlerini.
Dünya şimdi çok mutluydu,annesi onu çok mutlu etmişti ve şimdi sıra ondaydı.Elinde tuttuğu kumbarayı annesine uzattı ve “Anneciğim, bak bunları senin için kazandım.Artık çok paran var, bir daha ağlama hep mutlu ol tamam mı.”dedi.
Anne kız tarifi imkansız duygu ve hislerin eşliğinde,yatağa girdiler.Birbirlerine sevgiyle sarılıp,yüz kere, bin kere, öpücüklerle süslediler bu anı.
Başını kaldırdığında, küçük yavrusunun odanın kapısında durduğunu gördü.Pasaklı, pejmürde haliyle, boynunu bükmüş, masum bakışlarını annesine yöneltmişti.
Kadın ilk kez ona yavrum, kızım diyerek sarıldı bir anda.Küçük kız hem şaşkın,hem çok mutluydu.
Dakikalarca öpüşüp koklaştılar.Sanki yıllar yılı görmemişlerdi birbirlerini.
Dünya şimdi çok mutluydu,annesi onu çok mutlu etmişti ve şimdi sıra ondaydı.Elinde tuttuğu kumbarayı annesine uzattı ve “Anneciğim, bak bunları senin için kazandım.Artık çok paran var, bir daha ağlama hep mutlu ol tamam mı.”dedi.
Anne kız tarifi imkansız duygu ve hislerin eşliğinde,yatağa girdiler.Birbirlerine sevgiyle sarılıp,yüz kere, bin kere, öpücüklerle süslediler bu anı.
Küçük dünyanın gözleri kapanmak üzereydi,uykuya karşı koyamıyordu artık.Annesinin kendisine baktığını görmek mutlu ediyordu onu.
“Anne” dedi kısık bir sesle.Sonrada ekledi.
-“Eğer istersen beni sevebilirsin.”
Ağlarken annesinin söylediği söz gelmişti aklına.
Kadın feryat eder gibi “Seviyorum ben seni güzel kızım, minik yavrum” derken dahada sıkı sarılmıştı kızına.
Küçük dünya annesine kavuşmuştu sonunda, ve aklına o hep sormak istediği soru geldi. Baba ne demek?.Ama soramadı uykuya yenik düştü.
Ertesi sabah erkenden kalkan anne, kızına nefis bir kahvaltı hazırlamış, heyecanla yavrusunun uyanmasını bekliyordu.Hayatında hiç bu kadar heyecanlı ve mutlu olduğunu hatırlamıyordu bile.
Vakit epeyce ilerlemişti ama güzel kızı hala kalkmamıştı.Odasına gidip onu öperek uyandırmaya karar verdi.
-“Günaydın güzel kızım,hadi kalk karnını doyur sonra beraber yatarız.” dedi ve kızının yanağına bir öpücük kondurdu.Bir anda gözleri büyümüştü.Buz gibiydi kızının yanakları.
“Kızım” diyerek ellerini tuttu, onlarda buz gibiydiler ve kas katı kesilmişti minik bedeni.
Küçük Dünya bir daha hiç uyanmadı, babasının yanına gitmişti artık.
“Anne” dedi kısık bir sesle.Sonrada ekledi.
-“Eğer istersen beni sevebilirsin.”
Ağlarken annesinin söylediği söz gelmişti aklına.
Kadın feryat eder gibi “Seviyorum ben seni güzel kızım, minik yavrum” derken dahada sıkı sarılmıştı kızına.
Küçük dünya annesine kavuşmuştu sonunda, ve aklına o hep sormak istediği soru geldi. Baba ne demek?.Ama soramadı uykuya yenik düştü.
Ertesi sabah erkenden kalkan anne, kızına nefis bir kahvaltı hazırlamış, heyecanla yavrusunun uyanmasını bekliyordu.Hayatında hiç bu kadar heyecanlı ve mutlu olduğunu hatırlamıyordu bile.
Vakit epeyce ilerlemişti ama güzel kızı hala kalkmamıştı.Odasına gidip onu öperek uyandırmaya karar verdi.
-“Günaydın güzel kızım,hadi kalk karnını doyur sonra beraber yatarız.” dedi ve kızının yanağına bir öpücük kondurdu.Bir anda gözleri büyümüştü.Buz gibiydi kızının yanakları.
“Kızım” diyerek ellerini tuttu, onlarda buz gibiydiler ve kas katı kesilmişti minik bedeni.
Küçük Dünya bir daha hiç uyanmadı, babasının yanına gitmişti artık.
BİR SEVMEK MASALI3.BÖLÜM
Doktorun odasından gelen sesler, adeta tüm koridorlarda yankılnıyordu.
-…hayır doktor, bunu nasıl söylersiniz…Bana metanetten bahsetmeyin. Konuşun başka bir şeyler söyleyin. Yanlış anladığımı söyleyin. O bir mucize doktor. Mucizeler öyle çaresiz kalmaz. Konuş doktor konuş. Siz sadece üzgünüm demek içinmi okudunuz,sadece bu işemi yararsınız. Bana mucizemin kaybolmayacağını söyle doktor.
-Beyefendi lütfen kendinize gelin, sakinleşin biraz, diyen güvenlik görevlisinin omuzundan çekmesiyle kendine gelebilmişti. Ama o anda başı döndü ve olduğu yere yığılıp kaldı.
Anons edilen doktorlar, ziyaretçilerin koşuşturmaları, hemşirelerin rutin kontrollleri ve hastanenin gerçekte var olup olmadığını bilemediği psikolojik ilaç kokusu eşliğinde geçirdiği ikinci gündü. İki gündür koma halinde yatıyordu ve ilk kez bilinci yerine gelmişti.
-Kızım, Ceylan’ım, dedi ilk olarak ve hemen yerinden doğruldu. Yatakdan kalkar kalkmaz elbiselerini giymeye başladı. O esnada odaya giren hemşire, henüz kalkamayacağını, bir müddet daha hastanede kalması gerektiğini söylesede, o buna aldırmadı.
-Hemşire hanım mucizem beni bekler, derken aynı anda odayı terketti.
Bitkin bedenini evin bahçesine ulaştırdığında, mucizesinin en iyi oyun arkadaşı asil dost karşıladı onu. Sanki olan bitenler onada anlatılmış gibiydi. O her gelişinde üzerine atlayan, neşeyle havlayıp oyunlar yapan köpek, başını bile kaldırmadan usulca yanına gelmiş, tam karşısında durup başını kaldırmış ve gözlerine bakıp öylece kalmıştı.
Asil dost’un bu hali ona çok dokunmuştu. Hıçkırık ilmik olup düğümlenmişti boğazına. Bütün bunlar uzun bir kabus olmalıydı. Uyanacaktı bu kabusdan ve her şey eski halini alacaktı. Olmalıydı, mutlaka böyle olmalıydı. İçinden, Allah’ım sen yardım et, sen benim mucizemi koru YA RABBİM, üstümüze çöken bu kasveti sen kaldır kudretine kurban olduğum diye dua etti.
Elini asil dostun başına götürdü ve köpeğin başını okşadı. Tam o esnada evin kapısı açıldı ve -Babacığımmm, diyen sesin sahibi, küçük mucizesi, güzel kızı Ceylan’ı koşarak boynuna atıldı.
Kızına sarıldı öptü, kokladı,sanki içine sokmak ister gibi bastı bağrına.
Kapının kenarına yaslanmış, gözlerinden sicim gibi akan yaşlar eşliğinde seyrediyordu bu manzarayı Selma. Baba kız sarılmış, asil dostta iki ayağının üstüne kalkmış adeta ikisini birden sarmaya çalışıyordu. Bir minik mucize hayatın merkezi olmuş ve onları etrafına toplamıştı. Onlar bu yörüngede oldukça mutluydular. Selma boşandıktan sonra oda girmişdi bu yörüngenin içine ve onunda bir yeri olmuştu bu buram buram sevgi kokan hanede.
Hayat ne kadarda garipti. Selma yıllar evvel aşık olduğu ama hala söyleyemediği adamla aynı evde kalıyordu ve onun bu dünyadan göçüp gitmesine rağmen, tek bir an olsun unutmadığı aşkının büyüklüğünü gördükçe, ona olan ilgiside sevgiside kat ve kat artıyordu. Kendi kendine ben asil bir adamı sevdim ve doğru yaptım diyordu. Ona olan aşkını söylemek için yanına gitiiğinde, genç adam heyecanla “Selma sana söylemek istediğim bir şey var. Ben birini seviyorum ve adıda Ceylan. Onunla küçük çekmecede tanıştık. Babasına kan lazımmış amaliyat için. Nasıl oldu bilmiyorum ama biranda kendimi yanında buldum ve o gün bu gündür aklım, kalbim onunla dolu. Bir görsen öyle güzel bakıyorki. Kuzey kutbuna baksa buzullar erir inan. Onun sıcacık bakışlarının potasında erimek bana dünyada cenneti yaşatıyor adeta. Henüz ona açılamadım, utanıyorum nedense, birde kaybetmekden korkuyorum. Ya o benim onu gördüğüm gibi görmüyorsa beni diye korkuyorum. O bakışların menzilinden çıkmak istemiyorum Selma. Sen benim için çok özel birisin bu yüzden ilk sana söylemek istedim..” demişti.
Ardındanda eklemişti “Sahi senin konuşmak istediğin neydi”..
Artık önemi yoktu Selma’nın konuşmak istediğinin. Onu bu kadar mutlu görmekden memnun olmuştu, ama bir memnuniyet ancak bu kadar buruk olabilirdi.
Oysa onu unutabilmek için evlenmişti. Ama elleri başka bir eli, teni başka bir teni, bedeni başka bir bedeni kabullenemedi hiç bir zaman. Evliliklerinin henüz ilk gününden itibaren ayrı odalarda yatmalarına rağmen, eşi asla sorun etmemişti bunu. Ve Selma’ya evlilikleri süresince tek bir incitici söz dahi söylememişti. Ceylan’ın ölümünden sonra sevdiği adamın yanında olmak istemişti, ama ne olursa olsun o evli bir kadındı. Asla eli eline değmemiş olsada, kendisine bu kadar iyi davranan birinin başını öne eğemezdi. El alemin lafıyla sözüyle bu koca yürekli adamı ezemezdi. Ama damarlarındaki kana bile karışmış olan aşkınıda böyle bir durumda yalnız bırakamazdı. Onun kimsesi yoktu ve tek varlığıda dünyadan göçüp gitmişti.
Eşinin karşısına geçipde ona bu durumdan bahsetmek istediğinde, henüz daha ağzını açamadan eşi onu şaşkınlığa uğratmıştı.
-“Selma boşanalım, anlaşmalı olunca tek celsede bitiyormuş. Ama o zamana kadarda ben bu semtden taşınırım. Beni kimsenin tanımadığı bir yere giderim. Mahkemeye gelirsin sende, o zamana kadar böyle ızdırap içinde kıvranmana gönlüm razı olmaz. Sevmek çok güzel şey Selma. Ben seni sevdim, seninse başka biri vardı yüreğinde. Bunu bile bile evlendim seninle, ve beni sevebilme ihtimaline sarıldım hep. Ama olmayınca olmuyor işte. Müslüman’a nasıl kıble’ni değiştir dersin değilmi. Dünya sevgi üstüne kurulmuştur ve bunu değiştirmeye kimsenin kudreti yetmez. Buna yeltenenler değilmidir dünyadaki tüm fenalıkların adresi…..
Şaşkınlıkla dinlerken eşini, ona olan saygısı kat ve kat büyümüştü içinde. Ona şöyle demişti.
-“Sen kocaman yüreği olan, adam gibi bir adamsın. Sevilecek bir adamsın. Ama bu gönül çokdan bir sahip buldu kendine. Bana hakkını helal et olurmu. Çok hakkın var üzerimde, helal etmezsen ezilirim altında, kaldıramam bu yükü. Her zaman dualarımda olacaksın…
Çok sürmemiş bir ay içinde boşanmışlardı. Mahkeme gününe kadar Selma bu evden hiç çıkmamışdı. Geceler boyu kaybettiği aşkına ağlayan sevdiğinin yasına ortak olmuştu. Rahmetli annesi kaza geçirip yatağa bağlı yaşamaya başlayınca, mecburen onun yanına gitmişti. Annesinin vefaatından sonrada yeniden bu sevgi hanesine dönmüştü.
Vakit oldukça ilerlemiş, güzeller güzeli Ceylan çoktan uykuya dalmıştı. Zaten fazla ayakda kalamıyordu. Sürekli bir bitkinlik ve uyku hali vardı yavrucakda. Üzgün baba ve Selma yatağın kenarına oturmuşlardı. Babanın ağlaması hiç kesilmiyordu. Ne yapsa ne düşünse olmuyor, göz yaşları sel gibi akıyordu. Selma tesellinin mümkün olmadığını biliyor ve hiç sesini çıkarmıyordu. Zaten onunda gözlerindeki yaşlar hiç kurumuyordu.
-“Biliyormusun Selma, Ceylan’la hep bir kızımız olsun isterdik. Ama o, nikahlandıktan sonra sadece bir kaç cümle kuracak kadar kaldı bu dünyada ve beni bırakıp gitti. Eli elime değmedi hiç bir zaman. Ve sonra bir mucize lütfetti Rab’im, bana minik kızımı gönderdi.”
Saatledir ilk kez bozulmuştu odadaki sessizlik. İki yaşlı göz aynı potada buluşmuştu. Selma sevdiği adamın ağlamaklı sesiyle anlatıklarını dinliyordu.
-“Benim kızım bir mucize Selma. İnan bana bir mucize. Onu çöp konteynerinin yanında bulduğumda, ağlamakdan mos mor olmuştu. Hemen kucağıma aldım onu ve kokladım. Bir anda ağlaması dindi. Bir şey oldu sandım, korkuyla yüzüne baktım ve o bana gülümsedi. Minicik elini çeneme götürdü ve gülümsedi. Bir melek canlı kanlı bir biçimde kucağımda duruyordu. Hangi vicdan onu çöpe atacak kadar körelmiştiki. Ona Ceylan’ım dedim. Adını Ceylan koydum. Günlerce sakladım onu, kimseye göstermedim, bildirmedim. Biliyorum bana vermezlerdi onu, elimden alırlardı mucizemi. Ama büyüyecekti, hep öyle kalmayacaktı. Nufusa kayıt ettirmek gerekliydi, ama nasıl yapacaktım bunu. O veya bu şekilde kitabına uydurdum ve hallettim sonuçda. O benim kızım artık, benim canım. Ama şimdi ne yapacağım ben. Bu kez nasıl kılıfına uyduracağım. Minik mucizem kan kanseri, o daha el kadar. Bu nasıl olabilir,söylermisin Selma ben ne yapacağım şimdi. Yavrumun bugün yarın öleceğini bile bile nasıl nefes alacağım…”
Hayatlarında ilk kez bir birlerine sarılmışlardı. İkiside başını koyacak bir omuza muhtaçdı o anda.
Güzel kız uyuduğunda başından ayrılmıyorlar, uyandığındaysa, hiç bir şey belli etmemek için insan üstü bir gayret sarfediyorlardı.
Artık eskisi kadar oyunlar oynayamıyor, o çok sevdiği okuluna gidemiyor, asil dostuyla bahçede güreşemiyordu. Yapılan bütün tedavilere rağmen, aşırı derecede zayıflamış ve iyice güçden düşmüşdü.
Yaptığı hiç bir şey eskisi gibi değildi artık. Bir tek şey hariç. Hala Cuma günlerine bayrama hazırlanır gibi hazırlanıyor, ne olursa olsun annesinin mezarına gidiyordu.
İşte yine en güzel elbiselerini giymiş ve annesini ziyarete gelmişti. Yanında getirdiği bezle annesinin mezar taşını siliyor, mezarın üzerine düşmüş olan yaprakları temizliyor, bir yandanda onu ne kadar sevdiğinden bahsediyordu.
Oysa hiç tanımamıştı annesini. Ne gerçek annesini, nede Ceylan annesini hiç tanımamıştı yavrucak. Her geldiğinde bir anneye sarılır gibi sarılmıştı bu mezara. İçindeki o anne boşluğunu bu yolla doldurmuştu belkide.
Sevgi değilmiydi her şeyin varlık sebebi. O içinde büyüttüğü sevgiyle, bir anneye sahip olmuştu. Ama onu terkedenler ne kadar yoksul ve zavallı olduklarının bile farkına varmadan, aldıkları her nefesle dünyayı biraz daha kirleterek yaşamaya devam ediyorlardır belkide. Peki ya bu mucize, bu güzel melek neden ölmek zorunda. Bir serçe yürek çokmu geldi bu dünyaya.
Bir veda vakti daha gelmişti. Güzel Ceylan annesiyle vedalaştı ve Selma’nın kucağında mezarın başından ayrıldı. Babasıysa her zamanki gibi mektubunu mezara gömdü ve öyle ayrıldı.
Mezarın başından ayrılırken, son günlerde başına bela olan adam geldi aklına. “Allah’ım sen bana yardım et, fenalık peşinde koşanların fenalıklarını kendi başlarına çevir kurban olduğum..” diye dua etti.
Onların ayrılmasının ardından, genç bir adam mezarın başına geldi ve mektubu yerinden çıkarıp okumaya başladı. Artık orada bir mektup olduğunu biliyordu, ilk defasında farklı düşüncelerle geldiği mezarın başına, artık her hafta gelir olmuştu. Mezarda yatanı hiç tanımasada, ara sıra gelip mezarın üstündeki çiçekleri suluyordu.
Hatta bir defasında mezara geldiğinde, çiçeklerin solmuş olduğunu görmüştü ve hemen gözünün önüne minik kızı getirdi. Ne kadar çok üzülecekti kim bilir yavrucak. Derhal taze çiçekler getirip mezarın üzerine dikmiş, onları bir güzel sulamış ve ertesi gün, güzel Ceylan’ın mezarın üstünü rengarenk çiçeklerle gördüğündeki mutluluğuna şahitlik etmişti.
Mektubu okuyup tekrar yerine koydu. Gözleri yaşlıydı, elleri semada dualar etti ve mezarın başından ayrıldı.
Genç adam yürürken aklından mektupda geçen şu cümleler geçiyordu sürekli.
“…Artık okulunada gidemiyor annesi. Hatırlıyormusun sana bahsetmiştim. Okuyup anne doktoru olacağım” derdi.
-Ben anne doktoru olunca anneler ölmeyecek babacığım, insanlar çok kötüler değilmi. Neden kimse anne doktoru olmamış. Olsalardı benim annem ölmezdi.
Selma’nın anneden kalma bir evi vardı onu sattı. Uygun bir ilik bulunursa hemen tedaviye başlamak için. Ama zaman aleyhimize işliyor karıcığım. Kızımız günden güne eriyor. İlik nakli yapılırsa bir umut diyor doktorlar. Ama sadece bir umutmuş.
Bizi karşılamaya hazır ol cennetim.
Kızımız bu pis dünyaya rest çekerse, fazla sürmez bende gelirim yanınıza….”
Genç adam göz yaşlarını durduramıyordu. Delice bir alışkanlık olmuştu her cuma buraya gelip, mezara bırakılan mektubu okumak.Hayatta kimsesi yoktu. Belkide kendini bir yerlere ait hissetmesini sağlıyordu bu yaptığı.
Peki ya “Kızın babası değilsin biliyorum, kitabına uydurup nüfusuna geçirdin. Ya istediğim parayı verirsin, yada savcılığa suç duyurusunda bulunurum. Kızınıda yetimhaneye verirler…” diye tehdit eden adam kimdi. Ne istiyordu bu güzel insanlardan.
Bütün bu düşünceler eşliğinde caddeye çıktı ve gözden kayboldu.
Tam üç hafta olmuştu mezarlığa gitmeyeli.Her ne olursa olsun öteleyebilirlerdi, ama her Cuma mutlaka giderlerdi. Bu kez durum çok başkaydı. Minik yavru artık yatakdan kalkmıyordu. Ve bazen söyledikleri çok can yakıyordu.
“Baba ben ölünce sana kim bakacak..”
“O da nereden çıktı güzel kızım, sen ölmeyeceksin, sadece biraz hastasın. İnsanlar hastalanırlar, bu hep olur, sadece bazıları biraz daha uzun sürer…”
“Baba ben kansermişim, ve televizyondan duydum, kanser öldürürmüş. ”
“Hayır kızım sen yanlış duymuşsun, böyle şeyler konuşmayalım ne olur bebeğim. İyileşeceksin, daha sen anne doktoru olacaksın.”
“Babaaa ben daha okuluma bile gidemiyorum, nasıl anne doktoru olacağım..”
Kelimeler kifayet etmiyordu bazen bu çaresizliği ifade etmeye. Ve hiç bir kelimenin gücü yetmiyordu minik mucizeye cevap vermeye.
“Hem ben annemi çok özledim. Birada onun yanında kalırım. Sen bizi merak etme annem bana bakar. Anneler kızlarına bakar babacığım. ”
Uykusunun arasında bile sayıklıyordu bazen.
“Babacığım sana kim bakacak..”
Zaman değirmen gibi öğütüyordu umutları, mutlulukları, içine düşen ne olursa olsun kurtulamıyordu o çarklardan. Bu sevgi hanesinde gülüşmeler unutulmuştu artık. Asil dost bahçede durmuyordu şimdilerde. Ceylan’ın yatağının yanı başında duruyordu.O bile yemiyor içmiyordu.
Telaşla çalan kapı sesiyle irkilip, hayırdır inşallah diyerek kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında duran Selma gülümseyerek, “ilik bulunmuş, hemen şimdi parayı götürürsek nakil işlemlerine başlayacaklarmış, hadi hemen verelim parayı, geç kalmayalım.” dedi.
Bir anda evin havası değişmişti. Hemen içeri girdiler ikiside Ceylan’a sarılıp sevinçlerini paylaştılar.
Sonra adam nakil için hazırladıkları parayı alıp evden çıktı. İçi içine sığmıyordu. “Allah’ım kudretine kurban olduğum, dualarımızı geri çevirme, küçük kızımı bana bağışla..” diye dualar ederek, ara sokaklardan caddeye doğru ilerledi.
Caddeye çıkmasına bir sokak kalmıştıki, sırtına aldığı bir darbeyle bir anda sersemledi ve yere düştü. Heyecandan cebine koymayı bile akıl edemediği paralar yere düştü.
Başını kaldırdığında karşısında şeytanı görmüştü adeta.
Haftalardır kendini tehdit eden insanlık müsfeddesi şahsiyetsiz, elinde bir sopyla karşısında duruyordu.
“Ne o banamı getiriyordun paraları, sen zahmet etme ben alırım.” derken eğilerek yerdeki paraları aldı.
Adam “Onlar kızımın yaşaması için lazım, ver bana o paraları, seni doğduğuna pişman ederim yoksa” diyerek yerden doğrulup hamle yapmaya kalkıştıysada, aynı anda başına yediği sopa darbesiyle tekrar yere düştü. Bilinci yerindeydi ama karşısındaki adamla mücadele edebilecek durumu yoktu.
“Bu paraları ön ödeme olarak alıyorum, iki güne kadar bu kadar daha getirmezsen, hemen savcılığa giderim. Aynı gün alırlar senden kızı. Ona göre akıllı ol, iki günün var”
İğrenç adam sözlerini söyleyip geriye döndüğünde, babanın yerinden kalkmak için verdiği çaba, beyhude bir uğraşdan öteye gitmemişti. Başı dönüyordu ve ayağa kalkamıyordu.
Elinde kızının yaşaması için gereken parayla oradan uzaklaşan adamın ardından baktı.
Ve inanılmaz bir şey olmuştu o anda. Genç bir adam elinde bir bıçakla iğrenç herifin önüne dikilmiş, daha o ne olduğunu anlamadan elindeki bıçağı kalbinin üstüne saplamıştı.
Bu genç adam, mezarlıkda mektupları okuyan adamdan başkası değildi.
İğrenç herifin elinden paraları alıp, acılı babanın yanına geldi. Onu ayağa kaldırıp, “Sen git yavrunu kurtar abi, gören olmuşsa ben öldürdüm iti. Bana borcu vardı tartıştık bıçakladım derim. Gören yoksa, zaten her şeyi gören, neyin ne olduğunu biliyor” dedi.
Her masal mutlu bitmiyor hayatta, ve her masalda öpünce hayata dönmüyor insanlar.Çoğu zaman mucizelerle çevrilidir etrafımız, irili ufaklı mucizelerle. Ama gösterişe olan merakımız, mucizeyi bile göremez hale getirmiştir bizleri.Mucizeyse göşterişli olmalıdır kör gözlere göre.
Sevmek masalsı bir şeydir, fakat her masalın kül kedisi, sonunda prenses olmaz.
Sevmek masalsı bir şeydir, fakat her masalın kül kedisi, sonunda prenses olmaz.
BİR SEVMEK MASALI 2.BÖLÜM
Cennetim,canım karıcığım.
Takvimlere göre, yokluğunun altıncı, bana göre bilmem kaç milyonuncu senesi.
Aradan, bu kadar milyon yıl geçti.
Ama ben, sana dair hiç bir şeyi unutmadım.
Bakışların, gülüşlerin, iç çekişlerin, sesin, nefesin, hepsi aklımda.
Sana dair her şeyi, her zerreyi, damarlarımda dolaştırıyorum.
İşledikçe işliyorsun içime.
Ama sana karşı çok mahcubum şimdi.
Bu hafta gelemedim yanına.
Kızımız, biraz gezmek istedi.Şile taraflarına götürdüm onu.
Çok mutlu oldu Annesi.
Bir görseydin, nasıl koşuyordu o minik ayaklarıyla, bir sağa bir sola.
Ha birde yol boyu ne kadar çiçek gördüyse topladı.
-Bak kızım ilerde bir sürü var oradan toplarız dediğimde,
-Onlardan çok var babacığım, ben anneme tek olanları topluyorum dedi.
Sana topluyormuş meğerse çiçekleri annesi.
Akşam eve geldiğimizde, ateşi çıktı.Gün boyu koşuştururken terledi tabi, havada soğuktu biraz üşüttü yavrum.
Sırtına havlu falan koydum, üstünü değiştim oysa.
Ama bir anne gibi yapamam tabi.Sen olsan hastalanmazdı kızımız.
Sabaha kadar başında bekledim.
Bir uyudu bir uyandı yavrum.Gün ağarırken artık yorgunluktan uyudu.
Bende yanına uzandım, dalmışım.
-Baba sen hala yatıyorsun, diyen ağlamaklı sesiyle uyandım kızımızın.
Bitkinliği her halinden belli oluyordu ama, kalkıp elbiselerini giymiş, topladığı çiçekleri kucaklamış, karşımda duruyordu.
Öyle tatlı bir hali vardıki annesi, gülümsedim o halini görünce.
-Babacığım birde gülüyorsun yaa. Bugün Cuma annem bizi bekliyordur şimdi, ama sen hala yatakdasın.Bak ben anemin çiçeklerini bile aldım. Annem çok sevecek bu çiçekleri çoookk.
Daha iyileşmemişti annesi, onu o halde dışarı çıkarmamı sende istemezdin.Ama bunu ona anlatmam mümkün değildi.
Her ne olursa olsun sana gelmekte diretecekti, çiçekleri biran evvel sana getirmek istiyordu.
O anda aklıma geldi, ya tutarsa dedim.
-Kızım ben çok hastayım, her yerim ağrıyor, dün çok üşümüşüm, dedim.
Karıcığım, öyle bir kızımız varki,Dünya üzerindeki bazı ulusların toplamının merhameti bile, kızımızın merhametinin yanında cüce kalır.
Elindeki çiçekleri, paha biçilmez bir vazoyu koyar gibi, koltuğun üstüne koyup,
-Canım babam benim, diyerek yanıma geldi.
Yanaklarımı, minnacık avuçlarının içine alıp gözlerime bakarak,
-Sen yat Babacığım, ben sana bakarım. Sana şimdi bir Çorba pişireyim,karnını doyur iyileşirsin.
Öyle bir konuşması varki kızımızın, Allah nazarlardan korusun, sanki kocaman kız olmuş.
O hasta diye çıkmadım o gün evden ama, bir yalanın ardına akşama kadar yataktan çıkamayan ben oldum.
Ne kalkmama izin verdi, nede kendisi yattı.Etrafımda pervane oldu yavrum.
-Babacığım acıktınmı?
-Babacığım yastığın rahatmı?
-Babacığım, üstüne başka yorgan örteyimmi?…
Hani bana demiştinya,
-Rabbim bizede bir çocuk nasip ederse, bir kurban keselim, Rabbimize şükür için. Birde hep koynumuzda yatıralım onu, bir Meleğin uyumasını seyrederek, huzur denizlerine dalalım.
Biliyorsun kurbanı kestim geçen sene, ama kzımız artık benim yanımda yatmıyor annesi.
-Geceleri hep ağlıyorsun sen babacığım, bende ağlıyorum o zaman. Hem ben büyüdüm artık kendi yatağımda yatacağım, dedi bana.
Birbirimize söz vermiştik, asla yalan söylemeyecektik, her ne olursa olsun doğruyu söyleyecektik.
Sana verdiğim sözü her zaman tutarım bilirsin.
Evet geceleri hep ağlıyorum bir tanem.
Ama elimde değil, seninle Cennet’i gördükten sonra, bu gazap dünyasında kalmak öyle ağır, öyle zorki.
Küçük Meleğimiz olmasa nasıl dayanırdım bilmiyorum….
Takvimlere göre, yokluğunun altıncı, bana göre bilmem kaç milyonuncu senesi.
Aradan, bu kadar milyon yıl geçti.
Ama ben, sana dair hiç bir şeyi unutmadım.
Bakışların, gülüşlerin, iç çekişlerin, sesin, nefesin, hepsi aklımda.
Sana dair her şeyi, her zerreyi, damarlarımda dolaştırıyorum.
İşledikçe işliyorsun içime.
Ama sana karşı çok mahcubum şimdi.
Bu hafta gelemedim yanına.
Kızımız, biraz gezmek istedi.Şile taraflarına götürdüm onu.
Çok mutlu oldu Annesi.
Bir görseydin, nasıl koşuyordu o minik ayaklarıyla, bir sağa bir sola.
Ha birde yol boyu ne kadar çiçek gördüyse topladı.
-Bak kızım ilerde bir sürü var oradan toplarız dediğimde,
-Onlardan çok var babacığım, ben anneme tek olanları topluyorum dedi.
Sana topluyormuş meğerse çiçekleri annesi.
Akşam eve geldiğimizde, ateşi çıktı.Gün boyu koşuştururken terledi tabi, havada soğuktu biraz üşüttü yavrum.
Sırtına havlu falan koydum, üstünü değiştim oysa.
Ama bir anne gibi yapamam tabi.Sen olsan hastalanmazdı kızımız.
Sabaha kadar başında bekledim.
Bir uyudu bir uyandı yavrum.Gün ağarırken artık yorgunluktan uyudu.
Bende yanına uzandım, dalmışım.
-Baba sen hala yatıyorsun, diyen ağlamaklı sesiyle uyandım kızımızın.
Bitkinliği her halinden belli oluyordu ama, kalkıp elbiselerini giymiş, topladığı çiçekleri kucaklamış, karşımda duruyordu.
Öyle tatlı bir hali vardıki annesi, gülümsedim o halini görünce.
-Babacığım birde gülüyorsun yaa. Bugün Cuma annem bizi bekliyordur şimdi, ama sen hala yatakdasın.Bak ben anemin çiçeklerini bile aldım. Annem çok sevecek bu çiçekleri çoookk.
Daha iyileşmemişti annesi, onu o halde dışarı çıkarmamı sende istemezdin.Ama bunu ona anlatmam mümkün değildi.
Her ne olursa olsun sana gelmekte diretecekti, çiçekleri biran evvel sana getirmek istiyordu.
O anda aklıma geldi, ya tutarsa dedim.
-Kızım ben çok hastayım, her yerim ağrıyor, dün çok üşümüşüm, dedim.
Karıcığım, öyle bir kızımız varki,Dünya üzerindeki bazı ulusların toplamının merhameti bile, kızımızın merhametinin yanında cüce kalır.
Elindeki çiçekleri, paha biçilmez bir vazoyu koyar gibi, koltuğun üstüne koyup,
-Canım babam benim, diyerek yanıma geldi.
Yanaklarımı, minnacık avuçlarının içine alıp gözlerime bakarak,
-Sen yat Babacığım, ben sana bakarım. Sana şimdi bir Çorba pişireyim,karnını doyur iyileşirsin.
Öyle bir konuşması varki kızımızın, Allah nazarlardan korusun, sanki kocaman kız olmuş.
O hasta diye çıkmadım o gün evden ama, bir yalanın ardına akşama kadar yataktan çıkamayan ben oldum.
Ne kalkmama izin verdi, nede kendisi yattı.Etrafımda pervane oldu yavrum.
-Babacığım acıktınmı?
-Babacığım yastığın rahatmı?
-Babacığım, üstüne başka yorgan örteyimmi?…
Hani bana demiştinya,
-Rabbim bizede bir çocuk nasip ederse, bir kurban keselim, Rabbimize şükür için. Birde hep koynumuzda yatıralım onu, bir Meleğin uyumasını seyrederek, huzur denizlerine dalalım.
Biliyorsun kurbanı kestim geçen sene, ama kzımız artık benim yanımda yatmıyor annesi.
-Geceleri hep ağlıyorsun sen babacığım, bende ağlıyorum o zaman. Hem ben büyüdüm artık kendi yatağımda yatacağım, dedi bana.
Birbirimize söz vermiştik, asla yalan söylemeyecektik, her ne olursa olsun doğruyu söyleyecektik.
Sana verdiğim sözü her zaman tutarım bilirsin.
Evet geceleri hep ağlıyorum bir tanem.
Ama elimde değil, seninle Cennet’i gördükten sonra, bu gazap dünyasında kalmak öyle ağır, öyle zorki.
Küçük Meleğimiz olmasa nasıl dayanırdım bilmiyorum….
Havalar artık iyiden iyiye soğumuştu.
Meteroloji’nin demesine bakılırsa kar kapıdaydı.
Genç adam,
-Rabbim sen sokakta kalanlara,evine yakacak alamayanlara, çocuğum üşümesin yeterki deyip, kendi üstünü yufka koyanlara yardım eyle…diye dua etmişti, kar haberini duyunca.
Televizyonu kapatıp, pencerenin önüne gitti.
Dışarda, Asil Dost’la oynayan minik kıza baktı.
Asil Dost iki yaşında kocaman bir Kangal Köpeğiydi.
Onu daha bir haftalıkken almış, üç aylık oluncaya kadar evin içinde bakmıştı.Minik kız, Asil Dost’una o kadar çok alışmıştıki,
-Artık Asil Dost bahçade kalacak kızım, onun evi orası. dediğinde, saniyelik bir refleksle,
-Babacım ben sana küstüm, demişti.
Bir haftalık bir ikna çalışmasının ardından,minik kız nihayet şartlı olatrak evet demişti.
Bahçeye Asil Dost için kocaman bir kulübe yapılacaktı.
Genç adamın gördüğü manzara o kadar hoştuki, gülümsemeden duramıyordu.
Adeta güreş ediyorlardı, Asil Dost ve minik kız.
Ne akıllı Hayvanlardı şu kangallar,o kadar nazik davranıyorduki yavrucağa, canını acıtmamak için insanlara özgü bir dikkat gösteriyordu adeta.
-Hadi kızım içeri gel artık üşüyeceksin, birazdanda hava kararır korkarsın sonra bak..
-Babacım ben korkmamki hiç bir şeyden.
Çok bilmiş, anında yapıştırıyordu cevabı.
-Biliyorum güzel meleğim, ben şaka olsun diye dedim sana. Ama yarın annene gideceğiz biliyorsun.Hazırlanıp erken yatmamız lazım değilmi?.
-Yaşasın, yaşasın, yaşasın anneme gideceğiz.
Asil Dost’un boynuna sarılmış vaziyette olduğu yerde zıplıyordu.Allahım bu nasıl bir güzellikti böyle.
Meteroloji’nin demesine bakılırsa kar kapıdaydı.
Genç adam,
-Rabbim sen sokakta kalanlara,evine yakacak alamayanlara, çocuğum üşümesin yeterki deyip, kendi üstünü yufka koyanlara yardım eyle…diye dua etmişti, kar haberini duyunca.
Televizyonu kapatıp, pencerenin önüne gitti.
Dışarda, Asil Dost’la oynayan minik kıza baktı.
Asil Dost iki yaşında kocaman bir Kangal Köpeğiydi.
Onu daha bir haftalıkken almış, üç aylık oluncaya kadar evin içinde bakmıştı.Minik kız, Asil Dost’una o kadar çok alışmıştıki,
-Artık Asil Dost bahçade kalacak kızım, onun evi orası. dediğinde, saniyelik bir refleksle,
-Babacım ben sana küstüm, demişti.
Bir haftalık bir ikna çalışmasının ardından,minik kız nihayet şartlı olatrak evet demişti.
Bahçeye Asil Dost için kocaman bir kulübe yapılacaktı.
Genç adamın gördüğü manzara o kadar hoştuki, gülümsemeden duramıyordu.
Adeta güreş ediyorlardı, Asil Dost ve minik kız.
Ne akıllı Hayvanlardı şu kangallar,o kadar nazik davranıyorduki yavrucağa, canını acıtmamak için insanlara özgü bir dikkat gösteriyordu adeta.
-Hadi kızım içeri gel artık üşüyeceksin, birazdanda hava kararır korkarsın sonra bak..
-Babacım ben korkmamki hiç bir şeyden.
Çok bilmiş, anında yapıştırıyordu cevabı.
-Biliyorum güzel meleğim, ben şaka olsun diye dedim sana. Ama yarın annene gideceğiz biliyorsun.Hazırlanıp erken yatmamız lazım değilmi?.
-Yaşasın, yaşasın, yaşasın anneme gideceğiz.
Asil Dost’un boynuna sarılmış vaziyette olduğu yerde zıplıyordu.Allahım bu nasıl bir güzellikti böyle.
Parke taşlarıyla döşenmiş dik patikada, yokuş yukarı ilerlerken, minik kızın sürekli geride kaldığını gören genç adam,
-Kucağıma alayımmı kızım seni, çok yoruldun, dedi.
-Hayır babacığım ben yorulmadım, ama annemin çiçekleri hep solmuş.
Genç adam, kızının yanına çömeldi hemen. Alnından öpüp, yanaklarını sevdi.Minik kız sanki bir kabahat işlemiş gibi başını öne eğmişti.
-Güzel Meleğim, önemli olan, senin annen için çiçek toplamış olman. Gelirken Çiçekçidende alabilirdik, ama annen onlara bu kadar sevinmezdiki. Oysa şimdi ne kadar çok sevinecek, benim minik Meleğim bunları kendi elleriyle toplamış annesine diyecek.
Minik kız başını kaldırıp,
-Evet babacığım, solmuş olsalarda ben topladım bunları. Annem için topladım, dedi.
Bir kaç dakika sonra, Mezar’ın başındaydılar artık.
Minik kız elindeki çiçekleri tek tek mezarın üstüne koydu.Mezar taşından öpüp,
-Anneciğim, Babam hastaydı gelemedik. Ama şimdi iyi, ben çok iyi baktım ona. Sen bizi hiç merak etme olurmu, ben babama bakarım….
Sonra babasına dönüp,
-Bababacığım, Asil Dost’uda getirelim bir daha gelirken. Annem onuda özlemiştir, dedi.
-Tamam kızım haftaya onuda getiririz.
-Kucağıma alayımmı kızım seni, çok yoruldun, dedi.
-Hayır babacığım ben yorulmadım, ama annemin çiçekleri hep solmuş.
Genç adam, kızının yanına çömeldi hemen. Alnından öpüp, yanaklarını sevdi.Minik kız sanki bir kabahat işlemiş gibi başını öne eğmişti.
-Güzel Meleğim, önemli olan, senin annen için çiçek toplamış olman. Gelirken Çiçekçidende alabilirdik, ama annen onlara bu kadar sevinmezdiki. Oysa şimdi ne kadar çok sevinecek, benim minik Meleğim bunları kendi elleriyle toplamış annesine diyecek.
Minik kız başını kaldırıp,
-Evet babacığım, solmuş olsalarda ben topladım bunları. Annem için topladım, dedi.
Bir kaç dakika sonra, Mezar’ın başındaydılar artık.
Minik kız elindeki çiçekleri tek tek mezarın üstüne koydu.Mezar taşından öpüp,
-Anneciğim, Babam hastaydı gelemedik. Ama şimdi iyi, ben çok iyi baktım ona. Sen bizi hiç merak etme olurmu, ben babama bakarım….
Sonra babasına dönüp,
-Bababacığım, Asil Dost’uda getirelim bir daha gelirken. Annem onuda özlemiştir, dedi.
-Tamam kızım haftaya onuda getiririz.
Mezarın etrafını temizlemiş, mezar taşını yıkamışlar, bol bol hasret gidermişlerdi.
Artık veda vakti gelmişti.
Her veda vaktinde olduğu gibi, minik yavru mezarın üstüne uzanıp annesinin toprağına sarılmıştı.
-Annemmm, Anneciğimmm, biz yine geleceğiz, sen hiç merak etme olurmu bizi. Sakın üşüme anne, korkmada. Ben hiç korkmuyorum. Seni çok seviyorum anneciğim, babamıda çok seviyorum.
Hem konuşuyor hemde annesinin toprağını öpüyordu.
Artık veda vakti gelmişti.
Her veda vaktinde olduğu gibi, minik yavru mezarın üstüne uzanıp annesinin toprağına sarılmıştı.
-Annemmm, Anneciğimmm, biz yine geleceğiz, sen hiç merak etme olurmu bizi. Sakın üşüme anne, korkmada. Ben hiç korkmuyorum. Seni çok seviyorum anneciğim, babamıda çok seviyorum.
Hem konuşuyor hemde annesinin toprağını öpüyordu.
Genç adam gördüğü manzara karşısında, gözlerinden yağmur gibi akan yaşlara mani olamıyor, bir yandanda, karısının ruhuna Yasin’i Şerif okuyordu.
Ayrılmadan hemen önce, genç adam cebinden mektubunu çıkardı yine.Her hafta yaptığı gibi, toprağı aralayıp mektubu mezara gömdü.
Baba kız elele kabrin başından uzaklaştılar.
Ayrılmadan hemen önce, genç adam cebinden mektubunu çıkardı yine.Her hafta yaptığı gibi, toprağı aralayıp mektubu mezara gömdü.
Baba kız elele kabrin başından uzaklaştılar.
Onların hemen ardından kabrin başına gelen delikanlı, genç adamı kabre mektubu koyarken görmüştü.
-Ulan millet parayı nerelere saklıyor be, diyerek mektubu yerinden çıkdı.
Zarfı açınca beklediği şeyin çıkmamasına şaşırmıştı.
Önce mektubu savurup attı ama sonra nedense tekrar aldı attığı yerden.
Sırtını başka bir mezara yaslayıp oturdu ve mektubu okumaya başladı.
Okudukça gözleri dolmaya başlamıştı ve nihayetinde dayanamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı.Mektubu yerinden çıkardığı için çok pişmandı.Onun tek derdi paraydı,ama okuduğu satırlar ona gerçekte neyin daha değerli olduğunun dersini vermişti.
-Ulan millet parayı nerelere saklıyor be, diyerek mektubu yerinden çıkdı.
Zarfı açınca beklediği şeyin çıkmamasına şaşırmıştı.
Önce mektubu savurup attı ama sonra nedense tekrar aldı attığı yerden.
Sırtını başka bir mezara yaslayıp oturdu ve mektubu okumaya başladı.
Okudukça gözleri dolmaya başlamıştı ve nihayetinde dayanamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı.Mektubu yerinden çıkardığı için çok pişmandı.Onun tek derdi paraydı,ama okuduğu satırlar ona gerçekte neyin daha değerli olduğunun dersini vermişti.
….Sensizken, hastalandığımda bir tas çorbayı, köşedeki lokantaya kadar yürüyebilecek gücü bulabilirsem içiyordum.
Yalandan hasta bile olsam, kızımız babasına bugün, dünyanın en lezzetli çorbasını yaptı annesi.
Bir tas soğuk suya döktüğü, hazır çorba paketini bir güzel karıştırıp içinede ekmek doğramış.
Bana dokundurmadı bile, minik elleriyle yedirdi babasına.
Soğuktu, çiğdi, ama sevginin, o doyumsuz lezzeti vardı.
Yalandan hasta bile olsam, kızımız babasına bugün, dünyanın en lezzetli çorbasını yaptı annesi.
Bir tas soğuk suya döktüğü, hazır çorba paketini bir güzel karıştırıp içinede ekmek doğramış.
Bana dokundurmadı bile, minik elleriyle yedirdi babasına.
Soğuktu, çiğdi, ama sevginin, o doyumsuz lezzeti vardı.
Bir tanem, kızımızı caminin önünde ilk bulduğumda, karakol’mu ev’mi diye çok git geller yaşamıştım. Ama iyiki evi şeçmişim.
Şimdi kalkmam lazım karıcığım, kızımızın anne kokulu elbiselerini dolaba yerleştirmemiz gerek.
Her Cuma sana geldiğimizde, ayrılmadan önce toprağına sarılıyorya hani….
O elbiselerini hiç yıkatmıyor ve her gün hepsini kokluyor.
-Anne kokuyor bunlar, annem kokuyor, diyor.
Her Cuma sana geldiğimizde, ayrılmadan önce toprağına sarılıyorya hani….
O elbiselerini hiç yıkatmıyor ve her gün hepsini kokluyor.
-Anne kokuyor bunlar, annem kokuyor, diyor.
BİR SEVMEK MASALI 1. BÖLÜM
Küçük Çekmece gölü sahilinde salaş bir mekandı burası.Duvarları falan yoktu öyle.Hasırla kapalıydı her yeri.
Zaman içerisinde kendiliğinden bir gelenek oluşmuştu bu mekana has.
Mekanın ziyaretçileri,yazdıkları güzel sözleri,şiirleri,hatta şapkalarını,kaşkollarını,eldivenlerini bile asmışlardı hasır duvarlara.
Öyleki içerden hasır hiç görünmüyodu artık.
Delikanlı, en dip masalardan birine oturmuş,bir yandan çayını içiyor,bir yandanda duvardaki yazılara göz atıyordu.
Sevmek ne imiş birgün anlarsın… diye başlayan bir şiire takıldı gözü.
Zaman içerisinde kendiliğinden bir gelenek oluşmuştu bu mekana has.
Mekanın ziyaretçileri,yazdıkları güzel sözleri,şiirleri,hatta şapkalarını,kaşkollarını,eldivenlerini bile asmışlardı hasır duvarlara.
Öyleki içerden hasır hiç görünmüyodu artık.
Delikanlı, en dip masalardan birine oturmuş,bir yandan çayını içiyor,bir yandanda duvardaki yazılara göz atıyordu.
Sevmek ne imiş birgün anlarsın… diye başlayan bir şiire takıldı gözü.
Bu benim şiirim,iyide ben daha evvel hiç gelmedimki buraya,diye geçirdi içinden.
İlk defa okuduğu bir şiirmiş gibi sonuna kadar okudu.
Kağıdın en altında şiirin kendisinin olduğunu belirten birde not vardı.
Delikanlı kendi adını görünce biraz daha şaşırdı.
Ama onu asıl şaşırtacak şey,son cümleydi ve o cümlede şunlar yazıyordu.
Sevmenin ne olduğunu çoktan anladım, ama sen seni nasıl sevdiğimi hiç anlamadın, asla bilmeyecek olsanda seni hep seveceğim.Şiirini resmin gibi koynumda saklıyordum, şimdi buraya asıyorum.
Seni sevdiğimi herkez bilsin istiyorum.
Selma….
Hem çok şaşırmış, hemde yüreği burkulmuştu.
Daha bir kaç gün evvel görmüştü Selma’yı.
Gözlerinin içine baba baka konuşmuştu Selma.Ne kadarda içten konuşuyordu,ne kadar sevgi doluydu, ne iyi bir arkadaştı Selma.
İçinden böyle geçirmişti o anda.
Şimdi anlıyordu her şeyi.
Düğününde hep durgundu, sanki başkasının düğününe mecburiyetten gelmiş birisi gibiydi.
Sık sık göz göze gelmişlerdi.
Bir şey bekler gibiydi hep bakışları.
Hayaının 4 yılında her gün mutlaka görmüştü Selma’yı.Son iki yıl hariç.İki yıl evvel evlenmişti Selma.
Ama öncesinde mutlaka bir yerlerden çıkardı Selma karşısına.
Ona takılırdı hatta delikanlı,sen benimi takip ediyorsun diye.
Tam geçmişe dalmışken, bir hıçkırık sesiyle mekanda buldu yeniden kendini.
Bir masa ötesinde üç kız oturuyordu ve içlerinden biri hıçkırarak ağlıyordu.Diğerleride ona olumlu düşünmesi yönünde telkinlerde bulunuyorlardı.
-Bulamıyorum hiç bir yerden artık tıkandım.Paramızda kalmadı ne yapacağımı şaşırdım.Allah’ım sen yardım et ya Rabbim diyordu.
Kız çok bitkin görünüyordu,üzülmüştü delikanlı zavallı kızın haline.
İstemedende olsa kızların konuşmalarına kulak misafiri olmaya başlamıştı.
Anladığı kadarıyla,kızın babası bir dizi ameliyat geçirmiş.son bir ameliyata daha girmesi gerekiyormuş.Ancak ameliyatta taze kan gerekliymiş.Sıfır gurubu olduğu için bulmakta zorluk çekiyorlarmış.
Bazı kan merkezlerinde bulmuşlar ama çok pahalıymış ve zaten yetersizmiş.
Hem kan bulamamak hemde parasızlık kızcağazın sinirlerini yıpratmıştı belliki.
İlk defa okuduğu bir şiirmiş gibi sonuna kadar okudu.
Kağıdın en altında şiirin kendisinin olduğunu belirten birde not vardı.
Delikanlı kendi adını görünce biraz daha şaşırdı.
Ama onu asıl şaşırtacak şey,son cümleydi ve o cümlede şunlar yazıyordu.
Sevmenin ne olduğunu çoktan anladım, ama sen seni nasıl sevdiğimi hiç anlamadın, asla bilmeyecek olsanda seni hep seveceğim.Şiirini resmin gibi koynumda saklıyordum, şimdi buraya asıyorum.
Seni sevdiğimi herkez bilsin istiyorum.
Selma….
Hem çok şaşırmış, hemde yüreği burkulmuştu.
Daha bir kaç gün evvel görmüştü Selma’yı.
Gözlerinin içine baba baka konuşmuştu Selma.Ne kadarda içten konuşuyordu,ne kadar sevgi doluydu, ne iyi bir arkadaştı Selma.
İçinden böyle geçirmişti o anda.
Şimdi anlıyordu her şeyi.
Düğününde hep durgundu, sanki başkasının düğününe mecburiyetten gelmiş birisi gibiydi.
Sık sık göz göze gelmişlerdi.
Bir şey bekler gibiydi hep bakışları.
Hayaının 4 yılında her gün mutlaka görmüştü Selma’yı.Son iki yıl hariç.İki yıl evvel evlenmişti Selma.
Ama öncesinde mutlaka bir yerlerden çıkardı Selma karşısına.
Ona takılırdı hatta delikanlı,sen benimi takip ediyorsun diye.
Tam geçmişe dalmışken, bir hıçkırık sesiyle mekanda buldu yeniden kendini.
Bir masa ötesinde üç kız oturuyordu ve içlerinden biri hıçkırarak ağlıyordu.Diğerleride ona olumlu düşünmesi yönünde telkinlerde bulunuyorlardı.
-Bulamıyorum hiç bir yerden artık tıkandım.Paramızda kalmadı ne yapacağımı şaşırdım.Allah’ım sen yardım et ya Rabbim diyordu.
Kız çok bitkin görünüyordu,üzülmüştü delikanlı zavallı kızın haline.
İstemedende olsa kızların konuşmalarına kulak misafiri olmaya başlamıştı.
Anladığı kadarıyla,kızın babası bir dizi ameliyat geçirmiş.son bir ameliyata daha girmesi gerekiyormuş.Ancak ameliyatta taze kan gerekliymiş.Sıfır gurubu olduğu için bulmakta zorluk çekiyorlarmış.
Bazı kan merkezlerinde bulmuşlar ama çok pahalıymış ve zaten yetersizmiş.
Hem kan bulamamak hemde parasızlık kızcağazın sinirlerini yıpratmıştı belliki.
Kendince konuya hakim olduktan sonra,hiç tereddüt etmeden masasından kalkıp,kızların yanına gitti.
-Özür dilerim, istemedende olsa konuşmalarınıza tanıklık ettim.Sıfır gurubumu kan lazım,dilerseniz bu konuda size yardımcı olabilirim.
Martıların ahenksiz cırtlak şarkıları eşliğinde içtiği bilmem kaçıncı çaydı delikanlının.Sürekli gözü saatindeydi.
-Hiç bu kadar bekletmezdi, nerde kaldı, bir aksilikmi oldu yoksa, başına bişeymi geldi acaba.
Kendi kendine bu cümleyi defalarca kurmuştu.
Hemen köşedeki ankesörlü telefona kayıyordu bakışları,acaba evini arasamıydı.
Hayır bunu yapamazdı.
Ya babası çıkarsa telefona,telefonu kapatırdı gerçi konuşmadan.Ama ya sonra ne yapacaktı.
Acaba gidip evlerinin etrafındamı dolaşsaydı,belki balkonda falan görürdü,en azından ne olduğunu anlardı.
Ya o gidince gelirde bulamazsa kendini.
Saatler birbirini kovalamış hava kararmış ama gelmemişti işte.
Hesabı ödeyip sahil boyu yürümeye başladı.
Ne çok seviyordu onu.
Her şey ve her yer onunla doluydu.
Adını söylemeyi bile seviyordu,tekrar tekrar söylüyor,her söylediğinde daha fazla seviyordu onu.
Biraz yürüdükten sonra,caddeye doğru çevirdi yönünü.
Bastığı yeri bile görmeden yürüyordu adeta.
Caddeye çıkar çıkmaz gördüğü ilk taksiye el etti.
-Avcılara lütfen
-Neresine delikanlı ona göre gidelim.
-Merkez mahallesi abi.
Sokağın başındayken bile heyecandan kalbi göğüs kafesine sığmıyordu.
Kim bilir bu kaçıncı duruşuydu bu sokağın başında.
Sokak başından tam olarak görülmüyordu evleri,o yüzden biraz daha sokağın içine doğru yürüdü.
İşte oradaydı,artık tam olarak görebiliyordu.
Hayır, bu mümkün olamazdı.
Hızla sağına soluna bakınıp,sokağın başına kadar koştu birden.
Caddeye doğru baktı,yanlış girmemişti,evet bu sokaktı,ama…
Beş koca ay geçmişti,sadece komşularının söylediği şeyi biliyordu.
-Taşındılar…
Birden bire neyin taşınmasıydı bu,önceden belli olsa mutlaka söylerdi kendine.
Kaç kez daha gitmişti o sokağa.
Önceleri o ilk kendini şok eden görüntü kaldı bir süre,ancak sonra yeni kiracılar taşındı.Orada artık başkalarının oturduğunu biliyordu ama yinede sık sık gidiyordu o sokağa.
Önündeki deftere bir şeyler karalıyordu yine.
Kimseyle konuşmuyor içini döküyordu adete sayfalara.
Ne güzel bakardın bir tanem,ne güzeldi gözlerinin rengi.
Rabbim bir tek sana vermişti öylsine güzel bakışları,ve öyle bir rengi hiç bir gözde görmedim ben.
Hani seni ikinci kez istemeye geldiğimde, baban beni bir güzel dövmüştüya…
Ertesi gün,gözlerin dolu dolu yanıma gelmiştin.
Şefkatin merhem olmuştu yaralarıma.
İlk kez sarılmıştık birbirimize.
Hem ilk hem sonuncusuydu aslında.
Senin hiç elini tutmadığıma kimseler inanmıyor.
Madem elini bile tutmadın neden bırakıp gideni unutmuyorsun diyorlar.
Zoruma gidiyor seni kötü bilmeleri,boğazını sıkmak istiyorum öyle konuşanların.
Ama tüm insanlığı öldürememki bir tanem.
O yüzden kimseyle konuşmuyorum artık.En son cümlemi bir ay önce kurdum desem inanırmısın.
Artık gitmiyorum çekmecedeki o mekana.
Sürekli ağlamam geliyor,dayanamıyorum orada sensiz oturmaya sevgilim.
Seni ağlarken görmüştüm ilk defa,ve ilk gelişimdi o mekana.
O akşam tanışmıştık ve ilk tanışmamızın ardından hemen o gece babana kan bulmak için benim tüm arkadaşlarımla konuşmuştuk nerdeyse.
O gecenin sabahına karşı sahilde bir bankda oturmuştuk.
Yorgunduk,uykusuzduk ama babana lazım olan kanı bulmuştuk.
Hatırlıyormusun tam 4 gece ve gündüz hep beraberdik.
Baban hastanedeydi,annende onun yanındaydı.
Sen eve gitmek istemiyordun ve her gece hastanenin bahçesinde sabaha kadar dolaşırdık.
Tanışamamamızın beşinci gününde baban ameliyat olmuş ve şükürki doktorlar olumlu rapor vermişti.
Seviçle hastanenin bahçesine çıktığında, bana şey diye seslenmiştin.Sonrada gülüşmüştük.Daha adlarımızı bile bilmiyorduk.
Hani birgün dolmuşta sana sarkıntılık yapan bir polis memuru vardı.
Sen bana engel olmaya çalıştığında seni itmiştim.
Özür dilerim bebeğim,affet.
Ben o bir yılı, polisi dövmekten değil seni iteklemekten yattım biliyormusun.
Evet mahkeme bana o cezayı,polisi dövmekten verdi belki ama ben o kararı beğenmedim ve içimde hep reddettim.
Benim suçum seni itmekti ve verilen ceza çok azdı.
Öyle güzeldiki mektubunu beklemek.
defalarca okuyup koklardım,hep koynumda saklardım.
Biliyormusun hala okuyorum onları, ve kimseler bilmesin dünyanın en değerli hazinesinin bende olduğunu diye çok iyi saklıyorum onları.
Sana bir yalanımı itiraf etmek istiyorum.Hiç sorunum yok sevgilim derken yalan söyledim sana.Bayrampaşa berbattı aşkım.
-Nerdesin kardeşim heryerde seni arıyorum yaa. Had kalk Çapa’ya gidiyoruz.Bırak şimdi roman yazmayı yine hadi…
Takside kalbi durduracak derecede bir heyecan içindeydi.Hastaymış ama buradaymış,sonunda bir haber almıştı işte.
Nihayet onu görebilecekti.Ama garip olan şey haberi veren kişinin babası olamsıydı.
Kızını istemiş ama o vermemişti.İkinci kez gidişindede dayak yemişti üstelik.Şimdide onu çağırın diye haber göndermişti.
Aman Allah’ım işte oradaydı.Rengi solgundu,ama çok güzeldi.Bir eli göğsünün üzerindeydi.İncecik narin parmaklarına baktı.Ona aldığı yüzüğü takmıştı.
Bir anda boğazındaki o ilmek çözüldü ve hıçkırmaya başladı.
Ardından omuzuna dokunan elin sahibi,
-Tamam oğlum ağlama seni böyle görürse üzülür,hadi kendine gel evladım,diyordu.
Gerçeklik ve rüya arasında biryerlerdeydi.
-Özür dilerim, istemedende olsa konuşmalarınıza tanıklık ettim.Sıfır gurubumu kan lazım,dilerseniz bu konuda size yardımcı olabilirim.
Martıların ahenksiz cırtlak şarkıları eşliğinde içtiği bilmem kaçıncı çaydı delikanlının.Sürekli gözü saatindeydi.
-Hiç bu kadar bekletmezdi, nerde kaldı, bir aksilikmi oldu yoksa, başına bişeymi geldi acaba.
Kendi kendine bu cümleyi defalarca kurmuştu.
Hemen köşedeki ankesörlü telefona kayıyordu bakışları,acaba evini arasamıydı.
Hayır bunu yapamazdı.
Ya babası çıkarsa telefona,telefonu kapatırdı gerçi konuşmadan.Ama ya sonra ne yapacaktı.
Acaba gidip evlerinin etrafındamı dolaşsaydı,belki balkonda falan görürdü,en azından ne olduğunu anlardı.
Ya o gidince gelirde bulamazsa kendini.
Saatler birbirini kovalamış hava kararmış ama gelmemişti işte.
Hesabı ödeyip sahil boyu yürümeye başladı.
Ne çok seviyordu onu.
Her şey ve her yer onunla doluydu.
Adını söylemeyi bile seviyordu,tekrar tekrar söylüyor,her söylediğinde daha fazla seviyordu onu.
Biraz yürüdükten sonra,caddeye doğru çevirdi yönünü.
Bastığı yeri bile görmeden yürüyordu adeta.
Caddeye çıkar çıkmaz gördüğü ilk taksiye el etti.
-Avcılara lütfen
-Neresine delikanlı ona göre gidelim.
-Merkez mahallesi abi.
Sokağın başındayken bile heyecandan kalbi göğüs kafesine sığmıyordu.
Kim bilir bu kaçıncı duruşuydu bu sokağın başında.
Sokak başından tam olarak görülmüyordu evleri,o yüzden biraz daha sokağın içine doğru yürüdü.
İşte oradaydı,artık tam olarak görebiliyordu.
Hayır, bu mümkün olamazdı.
Hızla sağına soluna bakınıp,sokağın başına kadar koştu birden.
Caddeye doğru baktı,yanlış girmemişti,evet bu sokaktı,ama…
Beş koca ay geçmişti,sadece komşularının söylediği şeyi biliyordu.
-Taşındılar…
Birden bire neyin taşınmasıydı bu,önceden belli olsa mutlaka söylerdi kendine.
Kaç kez daha gitmişti o sokağa.
Önceleri o ilk kendini şok eden görüntü kaldı bir süre,ancak sonra yeni kiracılar taşındı.Orada artık başkalarının oturduğunu biliyordu ama yinede sık sık gidiyordu o sokağa.
Önündeki deftere bir şeyler karalıyordu yine.
Kimseyle konuşmuyor içini döküyordu adete sayfalara.
Ne güzel bakardın bir tanem,ne güzeldi gözlerinin rengi.
Rabbim bir tek sana vermişti öylsine güzel bakışları,ve öyle bir rengi hiç bir gözde görmedim ben.
Hani seni ikinci kez istemeye geldiğimde, baban beni bir güzel dövmüştüya…
Ertesi gün,gözlerin dolu dolu yanıma gelmiştin.
Şefkatin merhem olmuştu yaralarıma.
İlk kez sarılmıştık birbirimize.
Hem ilk hem sonuncusuydu aslında.
Senin hiç elini tutmadığıma kimseler inanmıyor.
Madem elini bile tutmadın neden bırakıp gideni unutmuyorsun diyorlar.
Zoruma gidiyor seni kötü bilmeleri,boğazını sıkmak istiyorum öyle konuşanların.
Ama tüm insanlığı öldürememki bir tanem.
O yüzden kimseyle konuşmuyorum artık.En son cümlemi bir ay önce kurdum desem inanırmısın.
Artık gitmiyorum çekmecedeki o mekana.
Sürekli ağlamam geliyor,dayanamıyorum orada sensiz oturmaya sevgilim.
Seni ağlarken görmüştüm ilk defa,ve ilk gelişimdi o mekana.
O akşam tanışmıştık ve ilk tanışmamızın ardından hemen o gece babana kan bulmak için benim tüm arkadaşlarımla konuşmuştuk nerdeyse.
O gecenin sabahına karşı sahilde bir bankda oturmuştuk.
Yorgunduk,uykusuzduk ama babana lazım olan kanı bulmuştuk.
Hatırlıyormusun tam 4 gece ve gündüz hep beraberdik.
Baban hastanedeydi,annende onun yanındaydı.
Sen eve gitmek istemiyordun ve her gece hastanenin bahçesinde sabaha kadar dolaşırdık.
Tanışamamamızın beşinci gününde baban ameliyat olmuş ve şükürki doktorlar olumlu rapor vermişti.
Seviçle hastanenin bahçesine çıktığında, bana şey diye seslenmiştin.Sonrada gülüşmüştük.Daha adlarımızı bile bilmiyorduk.
Hani birgün dolmuşta sana sarkıntılık yapan bir polis memuru vardı.
Sen bana engel olmaya çalıştığında seni itmiştim.
Özür dilerim bebeğim,affet.
Ben o bir yılı, polisi dövmekten değil seni iteklemekten yattım biliyormusun.
Evet mahkeme bana o cezayı,polisi dövmekten verdi belki ama ben o kararı beğenmedim ve içimde hep reddettim.
Benim suçum seni itmekti ve verilen ceza çok azdı.
Öyle güzeldiki mektubunu beklemek.
defalarca okuyup koklardım,hep koynumda saklardım.
Biliyormusun hala okuyorum onları, ve kimseler bilmesin dünyanın en değerli hazinesinin bende olduğunu diye çok iyi saklıyorum onları.
Sana bir yalanımı itiraf etmek istiyorum.Hiç sorunum yok sevgilim derken yalan söyledim sana.Bayrampaşa berbattı aşkım.
-Nerdesin kardeşim heryerde seni arıyorum yaa. Had kalk Çapa’ya gidiyoruz.Bırak şimdi roman yazmayı yine hadi…
Takside kalbi durduracak derecede bir heyecan içindeydi.Hastaymış ama buradaymış,sonunda bir haber almıştı işte.
Nihayet onu görebilecekti.Ama garip olan şey haberi veren kişinin babası olamsıydı.
Kızını istemiş ama o vermemişti.İkinci kez gidişindede dayak yemişti üstelik.Şimdide onu çağırın diye haber göndermişti.
Aman Allah’ım işte oradaydı.Rengi solgundu,ama çok güzeldi.Bir eli göğsünün üzerindeydi.İncecik narin parmaklarına baktı.Ona aldığı yüzüğü takmıştı.
Bir anda boğazındaki o ilmek çözüldü ve hıçkırmaya başladı.
Ardından omuzuna dokunan elin sahibi,
-Tamam oğlum ağlama seni böyle görürse üzülür,hadi kendine gel evladım,diyordu.
Gerçeklik ve rüya arasında biryerlerdeydi.
Kızını istediği için dayak atan adam şimdi bir baba şefkatiyle omuzunu sıkıyordu.
Nihayet doktor,fazla kalmayın hastanın yorulmaması lazım dedi.Sesi duyar duymaz odaya yönelmişti.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz göz göze geldiler.Başı dönüyordu,sonra gözleri karardı ayaklarında adım atacak takati bulamamıştı,olduğu yere düştü.
Canımm..
Bayılmadan önce duyduğu son şey buydu.Gözlerini arladı ve hemen ayağa kalktı.Sadece bir dakika baygın kalmıştı ama o bunu bilmiyordu ve tam manasıyla şaşkınlık içindeydi.
İşte hemen yarım metre önündeydi dünyadaki cenneti.Odada bulunan baba ve anne dışarı çıktılar.Kapıdan sesler geliyordu.
-Tamam Hemşire hanım kendine geldi sorun yok.Bayıldı biranda ama hemen kendine geldi.
-Cennetimmm
Hemen yanına gidip ellerini tuttu,bunca hasretin ardından bile o kadar utanmıştı kıpkırmızı oldu biranda.
Elleri gevşedi ve hemen bıraktı kızın ellerini.Kısık bir tonda,
-Özür dilerim diyebildi.
Kız ellerini avuçalrının içine koydu ve,
-Tut sıkıca tut sevdiğim,benim buradaki iğnelere serumlara değil sana ihtiyacım var dedi.
Sesi kısıktı ve konuşurken çok zorlanıyordu.
-Tamam cennetim tuttum ve bidaha asla bırakmıycam,ne olur sen yorma kendini.Bak ben buradayım iyileşmeni bekliycem burada.Biran önce kendini toparlamak için yorulmaman lazım….
Başkada birşey konuşamadılar.Doktor odaya girip çıkması gerektiğini söyledi.Avuçlarındaki elleri usulca bırakırken gözlerinin içine baktı kızın.O parıltıyla bakan gözlerin feri sönmüştü.
Solgun dudakların arasında beliren gülümsemenin eşliğinde odadan çıktı.
Ancak ertesi gün girebilmişti tekrardan yanına.Bu kez çok şeyler söyleyecekti.Ona olan sevgisinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan bahsedecekti.
Ancak odaya girdiğinde kız babasını çağırmasını istedi.Baba içeri girdiğinde kız…
-Babacığım evlenmek istiyorum. dedi
Baba duraksadı önce sonra,
-Söz kızım sen çıkar çıkmaz hemen evlendireceğim sizi,namus şeref sözü,baba sözü, dedi.
Ama kız bunları duymamış gibi konuşmaya devam etti.
-Babacığım burada hastanede,hemen bugün imam nikahı yapmak istiyorum.Cennetde kadınlar dünydaki son eşlerine verilirmiş.Ben senin alnına kara çalmadım asla baba.Hayatımda ilk kez senden bişey istiyorum.Onuda kabulde etsen redde etsen, sen yine benim başımın tacı babamsın, dedi.
Adam ağlamaklı cevap verdi.
-Hemen şimdi gidiyorum ve bir İmam getiriyorum kızım.Allah senin gibi iffetli bir kız vermiş banada ben bilememişim değerini.Geç anladım bazı şeyleri,güzel kızım affet babanı…..
Çok geçmeden İmam geldi ve nikahlar kıyıldı.
Artık Allah indinde karı koca olmuşlardı.
Nihayet doktor,fazla kalmayın hastanın yorulmaması lazım dedi.Sesi duyar duymaz odaya yönelmişti.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz göz göze geldiler.Başı dönüyordu,sonra gözleri karardı ayaklarında adım atacak takati bulamamıştı,olduğu yere düştü.
Canımm..
Bayılmadan önce duyduğu son şey buydu.Gözlerini arladı ve hemen ayağa kalktı.Sadece bir dakika baygın kalmıştı ama o bunu bilmiyordu ve tam manasıyla şaşkınlık içindeydi.
İşte hemen yarım metre önündeydi dünyadaki cenneti.Odada bulunan baba ve anne dışarı çıktılar.Kapıdan sesler geliyordu.
-Tamam Hemşire hanım kendine geldi sorun yok.Bayıldı biranda ama hemen kendine geldi.
-Cennetimmm
Hemen yanına gidip ellerini tuttu,bunca hasretin ardından bile o kadar utanmıştı kıpkırmızı oldu biranda.
Elleri gevşedi ve hemen bıraktı kızın ellerini.Kısık bir tonda,
-Özür dilerim diyebildi.
Kız ellerini avuçalrının içine koydu ve,
-Tut sıkıca tut sevdiğim,benim buradaki iğnelere serumlara değil sana ihtiyacım var dedi.
Sesi kısıktı ve konuşurken çok zorlanıyordu.
-Tamam cennetim tuttum ve bidaha asla bırakmıycam,ne olur sen yorma kendini.Bak ben buradayım iyileşmeni bekliycem burada.Biran önce kendini toparlamak için yorulmaman lazım….
Başkada birşey konuşamadılar.Doktor odaya girip çıkması gerektiğini söyledi.Avuçlarındaki elleri usulca bırakırken gözlerinin içine baktı kızın.O parıltıyla bakan gözlerin feri sönmüştü.
Solgun dudakların arasında beliren gülümsemenin eşliğinde odadan çıktı.
Ancak ertesi gün girebilmişti tekrardan yanına.Bu kez çok şeyler söyleyecekti.Ona olan sevgisinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan bahsedecekti.
Ancak odaya girdiğinde kız babasını çağırmasını istedi.Baba içeri girdiğinde kız…
-Babacığım evlenmek istiyorum. dedi
Baba duraksadı önce sonra,
-Söz kızım sen çıkar çıkmaz hemen evlendireceğim sizi,namus şeref sözü,baba sözü, dedi.
Ama kız bunları duymamış gibi konuşmaya devam etti.
-Babacığım burada hastanede,hemen bugün imam nikahı yapmak istiyorum.Cennetde kadınlar dünydaki son eşlerine verilirmiş.Ben senin alnına kara çalmadım asla baba.Hayatımda ilk kez senden bişey istiyorum.Onuda kabulde etsen redde etsen, sen yine benim başımın tacı babamsın, dedi.
Adam ağlamaklı cevap verdi.
-Hemen şimdi gidiyorum ve bir İmam getiriyorum kızım.Allah senin gibi iffetli bir kız vermiş banada ben bilememişim değerini.Geç anladım bazı şeyleri,güzel kızım affet babanı…..
Çok geçmeden İmam geldi ve nikahlar kıyıldı.
Artık Allah indinde karı koca olmuşlardı.
Oda’da anne ve baba vardı birbirlerinin ellerini bile tutamıyorlardı ama çok mutluydular.
Kız babasına ve annesine doğru bakarak,
-Her şeyi yokdan var eden Allah’ım size cennetin en güzel köşklerini nasip etsin.Annemmm, babamm sizleri çok seviyorum, dedi
Sonra başını delikanlıya doğru çevirip,
-Cennet okadar ucuz değil canım, sana kavuşmam o yüzden bu kadar uzun sürdü.Ama bir kez cenenete girdimmi,sonsuzdur mutluluk.
Gözleri delikanlıda çakılı kaldı biranda ve başı yana düştü.
Son sözleri son nefesi olmuştu…
Bir sevmek masalıydı yaşadıkları.
Artık altı çizili cümleler,diğerlerinden farklı bir mana içermiyordu.
Ne renkler ayrışıyordu birbirinden nede sesler.
Hepside bir birinin aynıydı.
Yaşamak çok manidar ama sadece anlam katan varsa anlamlıydı.
Hangi hayal cennetten öteye gidebilirdiki.
Elindeki çiçeği kabrin üstüne bırakan delikanlı,her hafta yazdığı mektuplardan birini daha çıkardı cebinden ve elleriyle açtığı toprağa gömdü.Ayrılmadan evvel mezar taşından öperek,
-Seni çok seviyorum karıcığım,cennetim……
Kız babasına ve annesine doğru bakarak,
-Her şeyi yokdan var eden Allah’ım size cennetin en güzel köşklerini nasip etsin.Annemmm, babamm sizleri çok seviyorum, dedi
Sonra başını delikanlıya doğru çevirip,
-Cennet okadar ucuz değil canım, sana kavuşmam o yüzden bu kadar uzun sürdü.Ama bir kez cenenete girdimmi,sonsuzdur mutluluk.
Gözleri delikanlıda çakılı kaldı biranda ve başı yana düştü.
Son sözleri son nefesi olmuştu…
Bir sevmek masalıydı yaşadıkları.
Artık altı çizili cümleler,diğerlerinden farklı bir mana içermiyordu.
Ne renkler ayrışıyordu birbirinden nede sesler.
Hepside bir birinin aynıydı.
Yaşamak çok manidar ama sadece anlam katan varsa anlamlıydı.
Hangi hayal cennetten öteye gidebilirdiki.
Elindeki çiçeği kabrin üstüne bırakan delikanlı,her hafta yazdığı mektuplardan birini daha çıkardı cebinden ve elleriyle açtığı toprağa gömdü.Ayrılmadan evvel mezar taşından öperek,
-Seni çok seviyorum karıcığım,cennetim……
Kaydol:
Yorumlar (Atom)