Küçük Çekmece gölü sahilinde salaş bir mekandı burası.Duvarları falan yoktu öyle.Hasırla kapalıydı her yeri.
Zaman içerisinde kendiliğinden bir gelenek oluşmuştu bu mekana has.
Mekanın ziyaretçileri,yazdıkları güzel sözleri,şiirleri,hatta şapkalarını,kaşkollarını,eldivenlerini bile asmışlardı hasır duvarlara.
Öyleki içerden hasır hiç görünmüyodu artık.
Delikanlı, en dip masalardan birine oturmuş,bir yandan çayını içiyor,bir yandanda duvardaki yazılara göz atıyordu.
Sevmek ne imiş birgün anlarsın… diye başlayan bir şiire takıldı gözü.
Zaman içerisinde kendiliğinden bir gelenek oluşmuştu bu mekana has.
Mekanın ziyaretçileri,yazdıkları güzel sözleri,şiirleri,hatta şapkalarını,kaşkollarını,eldivenlerini bile asmışlardı hasır duvarlara.
Öyleki içerden hasır hiç görünmüyodu artık.
Delikanlı, en dip masalardan birine oturmuş,bir yandan çayını içiyor,bir yandanda duvardaki yazılara göz atıyordu.
Sevmek ne imiş birgün anlarsın… diye başlayan bir şiire takıldı gözü.
Bu benim şiirim,iyide ben daha evvel hiç gelmedimki buraya,diye geçirdi içinden.
İlk defa okuduğu bir şiirmiş gibi sonuna kadar okudu.
Kağıdın en altında şiirin kendisinin olduğunu belirten birde not vardı.
Delikanlı kendi adını görünce biraz daha şaşırdı.
Ama onu asıl şaşırtacak şey,son cümleydi ve o cümlede şunlar yazıyordu.
Sevmenin ne olduğunu çoktan anladım, ama sen seni nasıl sevdiğimi hiç anlamadın, asla bilmeyecek olsanda seni hep seveceğim.Şiirini resmin gibi koynumda saklıyordum, şimdi buraya asıyorum.
Seni sevdiğimi herkez bilsin istiyorum.
Selma….
Hem çok şaşırmış, hemde yüreği burkulmuştu.
Daha bir kaç gün evvel görmüştü Selma’yı.
Gözlerinin içine baba baka konuşmuştu Selma.Ne kadarda içten konuşuyordu,ne kadar sevgi doluydu, ne iyi bir arkadaştı Selma.
İçinden böyle geçirmişti o anda.
Şimdi anlıyordu her şeyi.
Düğününde hep durgundu, sanki başkasının düğününe mecburiyetten gelmiş birisi gibiydi.
Sık sık göz göze gelmişlerdi.
Bir şey bekler gibiydi hep bakışları.
Hayaının 4 yılında her gün mutlaka görmüştü Selma’yı.Son iki yıl hariç.İki yıl evvel evlenmişti Selma.
Ama öncesinde mutlaka bir yerlerden çıkardı Selma karşısına.
Ona takılırdı hatta delikanlı,sen benimi takip ediyorsun diye.
Tam geçmişe dalmışken, bir hıçkırık sesiyle mekanda buldu yeniden kendini.
Bir masa ötesinde üç kız oturuyordu ve içlerinden biri hıçkırarak ağlıyordu.Diğerleride ona olumlu düşünmesi yönünde telkinlerde bulunuyorlardı.
-Bulamıyorum hiç bir yerden artık tıkandım.Paramızda kalmadı ne yapacağımı şaşırdım.Allah’ım sen yardım et ya Rabbim diyordu.
Kız çok bitkin görünüyordu,üzülmüştü delikanlı zavallı kızın haline.
İstemedende olsa kızların konuşmalarına kulak misafiri olmaya başlamıştı.
Anladığı kadarıyla,kızın babası bir dizi ameliyat geçirmiş.son bir ameliyata daha girmesi gerekiyormuş.Ancak ameliyatta taze kan gerekliymiş.Sıfır gurubu olduğu için bulmakta zorluk çekiyorlarmış.
Bazı kan merkezlerinde bulmuşlar ama çok pahalıymış ve zaten yetersizmiş.
Hem kan bulamamak hemde parasızlık kızcağazın sinirlerini yıpratmıştı belliki.
İlk defa okuduğu bir şiirmiş gibi sonuna kadar okudu.
Kağıdın en altında şiirin kendisinin olduğunu belirten birde not vardı.
Delikanlı kendi adını görünce biraz daha şaşırdı.
Ama onu asıl şaşırtacak şey,son cümleydi ve o cümlede şunlar yazıyordu.
Sevmenin ne olduğunu çoktan anladım, ama sen seni nasıl sevdiğimi hiç anlamadın, asla bilmeyecek olsanda seni hep seveceğim.Şiirini resmin gibi koynumda saklıyordum, şimdi buraya asıyorum.
Seni sevdiğimi herkez bilsin istiyorum.
Selma….
Hem çok şaşırmış, hemde yüreği burkulmuştu.
Daha bir kaç gün evvel görmüştü Selma’yı.
Gözlerinin içine baba baka konuşmuştu Selma.Ne kadarda içten konuşuyordu,ne kadar sevgi doluydu, ne iyi bir arkadaştı Selma.
İçinden böyle geçirmişti o anda.
Şimdi anlıyordu her şeyi.
Düğününde hep durgundu, sanki başkasının düğününe mecburiyetten gelmiş birisi gibiydi.
Sık sık göz göze gelmişlerdi.
Bir şey bekler gibiydi hep bakışları.
Hayaının 4 yılında her gün mutlaka görmüştü Selma’yı.Son iki yıl hariç.İki yıl evvel evlenmişti Selma.
Ama öncesinde mutlaka bir yerlerden çıkardı Selma karşısına.
Ona takılırdı hatta delikanlı,sen benimi takip ediyorsun diye.
Tam geçmişe dalmışken, bir hıçkırık sesiyle mekanda buldu yeniden kendini.
Bir masa ötesinde üç kız oturuyordu ve içlerinden biri hıçkırarak ağlıyordu.Diğerleride ona olumlu düşünmesi yönünde telkinlerde bulunuyorlardı.
-Bulamıyorum hiç bir yerden artık tıkandım.Paramızda kalmadı ne yapacağımı şaşırdım.Allah’ım sen yardım et ya Rabbim diyordu.
Kız çok bitkin görünüyordu,üzülmüştü delikanlı zavallı kızın haline.
İstemedende olsa kızların konuşmalarına kulak misafiri olmaya başlamıştı.
Anladığı kadarıyla,kızın babası bir dizi ameliyat geçirmiş.son bir ameliyata daha girmesi gerekiyormuş.Ancak ameliyatta taze kan gerekliymiş.Sıfır gurubu olduğu için bulmakta zorluk çekiyorlarmış.
Bazı kan merkezlerinde bulmuşlar ama çok pahalıymış ve zaten yetersizmiş.
Hem kan bulamamak hemde parasızlık kızcağazın sinirlerini yıpratmıştı belliki.
Kendince konuya hakim olduktan sonra,hiç tereddüt etmeden masasından kalkıp,kızların yanına gitti.
-Özür dilerim, istemedende olsa konuşmalarınıza tanıklık ettim.Sıfır gurubumu kan lazım,dilerseniz bu konuda size yardımcı olabilirim.
Martıların ahenksiz cırtlak şarkıları eşliğinde içtiği bilmem kaçıncı çaydı delikanlının.Sürekli gözü saatindeydi.
-Hiç bu kadar bekletmezdi, nerde kaldı, bir aksilikmi oldu yoksa, başına bişeymi geldi acaba.
Kendi kendine bu cümleyi defalarca kurmuştu.
Hemen köşedeki ankesörlü telefona kayıyordu bakışları,acaba evini arasamıydı.
Hayır bunu yapamazdı.
Ya babası çıkarsa telefona,telefonu kapatırdı gerçi konuşmadan.Ama ya sonra ne yapacaktı.
Acaba gidip evlerinin etrafındamı dolaşsaydı,belki balkonda falan görürdü,en azından ne olduğunu anlardı.
Ya o gidince gelirde bulamazsa kendini.
Saatler birbirini kovalamış hava kararmış ama gelmemişti işte.
Hesabı ödeyip sahil boyu yürümeye başladı.
Ne çok seviyordu onu.
Her şey ve her yer onunla doluydu.
Adını söylemeyi bile seviyordu,tekrar tekrar söylüyor,her söylediğinde daha fazla seviyordu onu.
Biraz yürüdükten sonra,caddeye doğru çevirdi yönünü.
Bastığı yeri bile görmeden yürüyordu adeta.
Caddeye çıkar çıkmaz gördüğü ilk taksiye el etti.
-Avcılara lütfen
-Neresine delikanlı ona göre gidelim.
-Merkez mahallesi abi.
Sokağın başındayken bile heyecandan kalbi göğüs kafesine sığmıyordu.
Kim bilir bu kaçıncı duruşuydu bu sokağın başında.
Sokak başından tam olarak görülmüyordu evleri,o yüzden biraz daha sokağın içine doğru yürüdü.
İşte oradaydı,artık tam olarak görebiliyordu.
Hayır, bu mümkün olamazdı.
Hızla sağına soluna bakınıp,sokağın başına kadar koştu birden.
Caddeye doğru baktı,yanlış girmemişti,evet bu sokaktı,ama…
Beş koca ay geçmişti,sadece komşularının söylediği şeyi biliyordu.
-Taşındılar…
Birden bire neyin taşınmasıydı bu,önceden belli olsa mutlaka söylerdi kendine.
Kaç kez daha gitmişti o sokağa.
Önceleri o ilk kendini şok eden görüntü kaldı bir süre,ancak sonra yeni kiracılar taşındı.Orada artık başkalarının oturduğunu biliyordu ama yinede sık sık gidiyordu o sokağa.
Önündeki deftere bir şeyler karalıyordu yine.
Kimseyle konuşmuyor içini döküyordu adete sayfalara.
Ne güzel bakardın bir tanem,ne güzeldi gözlerinin rengi.
Rabbim bir tek sana vermişti öylsine güzel bakışları,ve öyle bir rengi hiç bir gözde görmedim ben.
Hani seni ikinci kez istemeye geldiğimde, baban beni bir güzel dövmüştüya…
Ertesi gün,gözlerin dolu dolu yanıma gelmiştin.
Şefkatin merhem olmuştu yaralarıma.
İlk kez sarılmıştık birbirimize.
Hem ilk hem sonuncusuydu aslında.
Senin hiç elini tutmadığıma kimseler inanmıyor.
Madem elini bile tutmadın neden bırakıp gideni unutmuyorsun diyorlar.
Zoruma gidiyor seni kötü bilmeleri,boğazını sıkmak istiyorum öyle konuşanların.
Ama tüm insanlığı öldürememki bir tanem.
O yüzden kimseyle konuşmuyorum artık.En son cümlemi bir ay önce kurdum desem inanırmısın.
Artık gitmiyorum çekmecedeki o mekana.
Sürekli ağlamam geliyor,dayanamıyorum orada sensiz oturmaya sevgilim.
Seni ağlarken görmüştüm ilk defa,ve ilk gelişimdi o mekana.
O akşam tanışmıştık ve ilk tanışmamızın ardından hemen o gece babana kan bulmak için benim tüm arkadaşlarımla konuşmuştuk nerdeyse.
O gecenin sabahına karşı sahilde bir bankda oturmuştuk.
Yorgunduk,uykusuzduk ama babana lazım olan kanı bulmuştuk.
Hatırlıyormusun tam 4 gece ve gündüz hep beraberdik.
Baban hastanedeydi,annende onun yanındaydı.
Sen eve gitmek istemiyordun ve her gece hastanenin bahçesinde sabaha kadar dolaşırdık.
Tanışamamamızın beşinci gününde baban ameliyat olmuş ve şükürki doktorlar olumlu rapor vermişti.
Seviçle hastanenin bahçesine çıktığında, bana şey diye seslenmiştin.Sonrada gülüşmüştük.Daha adlarımızı bile bilmiyorduk.
Hani birgün dolmuşta sana sarkıntılık yapan bir polis memuru vardı.
Sen bana engel olmaya çalıştığında seni itmiştim.
Özür dilerim bebeğim,affet.
Ben o bir yılı, polisi dövmekten değil seni iteklemekten yattım biliyormusun.
Evet mahkeme bana o cezayı,polisi dövmekten verdi belki ama ben o kararı beğenmedim ve içimde hep reddettim.
Benim suçum seni itmekti ve verilen ceza çok azdı.
Öyle güzeldiki mektubunu beklemek.
defalarca okuyup koklardım,hep koynumda saklardım.
Biliyormusun hala okuyorum onları, ve kimseler bilmesin dünyanın en değerli hazinesinin bende olduğunu diye çok iyi saklıyorum onları.
Sana bir yalanımı itiraf etmek istiyorum.Hiç sorunum yok sevgilim derken yalan söyledim sana.Bayrampaşa berbattı aşkım.
-Nerdesin kardeşim heryerde seni arıyorum yaa. Had kalk Çapa’ya gidiyoruz.Bırak şimdi roman yazmayı yine hadi…
Takside kalbi durduracak derecede bir heyecan içindeydi.Hastaymış ama buradaymış,sonunda bir haber almıştı işte.
Nihayet onu görebilecekti.Ama garip olan şey haberi veren kişinin babası olamsıydı.
Kızını istemiş ama o vermemişti.İkinci kez gidişindede dayak yemişti üstelik.Şimdide onu çağırın diye haber göndermişti.
Aman Allah’ım işte oradaydı.Rengi solgundu,ama çok güzeldi.Bir eli göğsünün üzerindeydi.İncecik narin parmaklarına baktı.Ona aldığı yüzüğü takmıştı.
Bir anda boğazındaki o ilmek çözüldü ve hıçkırmaya başladı.
Ardından omuzuna dokunan elin sahibi,
-Tamam oğlum ağlama seni böyle görürse üzülür,hadi kendine gel evladım,diyordu.
Gerçeklik ve rüya arasında biryerlerdeydi.
-Özür dilerim, istemedende olsa konuşmalarınıza tanıklık ettim.Sıfır gurubumu kan lazım,dilerseniz bu konuda size yardımcı olabilirim.
Martıların ahenksiz cırtlak şarkıları eşliğinde içtiği bilmem kaçıncı çaydı delikanlının.Sürekli gözü saatindeydi.
-Hiç bu kadar bekletmezdi, nerde kaldı, bir aksilikmi oldu yoksa, başına bişeymi geldi acaba.
Kendi kendine bu cümleyi defalarca kurmuştu.
Hemen köşedeki ankesörlü telefona kayıyordu bakışları,acaba evini arasamıydı.
Hayır bunu yapamazdı.
Ya babası çıkarsa telefona,telefonu kapatırdı gerçi konuşmadan.Ama ya sonra ne yapacaktı.
Acaba gidip evlerinin etrafındamı dolaşsaydı,belki balkonda falan görürdü,en azından ne olduğunu anlardı.
Ya o gidince gelirde bulamazsa kendini.
Saatler birbirini kovalamış hava kararmış ama gelmemişti işte.
Hesabı ödeyip sahil boyu yürümeye başladı.
Ne çok seviyordu onu.
Her şey ve her yer onunla doluydu.
Adını söylemeyi bile seviyordu,tekrar tekrar söylüyor,her söylediğinde daha fazla seviyordu onu.
Biraz yürüdükten sonra,caddeye doğru çevirdi yönünü.
Bastığı yeri bile görmeden yürüyordu adeta.
Caddeye çıkar çıkmaz gördüğü ilk taksiye el etti.
-Avcılara lütfen
-Neresine delikanlı ona göre gidelim.
-Merkez mahallesi abi.
Sokağın başındayken bile heyecandan kalbi göğüs kafesine sığmıyordu.
Kim bilir bu kaçıncı duruşuydu bu sokağın başında.
Sokak başından tam olarak görülmüyordu evleri,o yüzden biraz daha sokağın içine doğru yürüdü.
İşte oradaydı,artık tam olarak görebiliyordu.
Hayır, bu mümkün olamazdı.
Hızla sağına soluna bakınıp,sokağın başına kadar koştu birden.
Caddeye doğru baktı,yanlış girmemişti,evet bu sokaktı,ama…
Beş koca ay geçmişti,sadece komşularının söylediği şeyi biliyordu.
-Taşındılar…
Birden bire neyin taşınmasıydı bu,önceden belli olsa mutlaka söylerdi kendine.
Kaç kez daha gitmişti o sokağa.
Önceleri o ilk kendini şok eden görüntü kaldı bir süre,ancak sonra yeni kiracılar taşındı.Orada artık başkalarının oturduğunu biliyordu ama yinede sık sık gidiyordu o sokağa.
Önündeki deftere bir şeyler karalıyordu yine.
Kimseyle konuşmuyor içini döküyordu adete sayfalara.
Ne güzel bakardın bir tanem,ne güzeldi gözlerinin rengi.
Rabbim bir tek sana vermişti öylsine güzel bakışları,ve öyle bir rengi hiç bir gözde görmedim ben.
Hani seni ikinci kez istemeye geldiğimde, baban beni bir güzel dövmüştüya…
Ertesi gün,gözlerin dolu dolu yanıma gelmiştin.
Şefkatin merhem olmuştu yaralarıma.
İlk kez sarılmıştık birbirimize.
Hem ilk hem sonuncusuydu aslında.
Senin hiç elini tutmadığıma kimseler inanmıyor.
Madem elini bile tutmadın neden bırakıp gideni unutmuyorsun diyorlar.
Zoruma gidiyor seni kötü bilmeleri,boğazını sıkmak istiyorum öyle konuşanların.
Ama tüm insanlığı öldürememki bir tanem.
O yüzden kimseyle konuşmuyorum artık.En son cümlemi bir ay önce kurdum desem inanırmısın.
Artık gitmiyorum çekmecedeki o mekana.
Sürekli ağlamam geliyor,dayanamıyorum orada sensiz oturmaya sevgilim.
Seni ağlarken görmüştüm ilk defa,ve ilk gelişimdi o mekana.
O akşam tanışmıştık ve ilk tanışmamızın ardından hemen o gece babana kan bulmak için benim tüm arkadaşlarımla konuşmuştuk nerdeyse.
O gecenin sabahına karşı sahilde bir bankda oturmuştuk.
Yorgunduk,uykusuzduk ama babana lazım olan kanı bulmuştuk.
Hatırlıyormusun tam 4 gece ve gündüz hep beraberdik.
Baban hastanedeydi,annende onun yanındaydı.
Sen eve gitmek istemiyordun ve her gece hastanenin bahçesinde sabaha kadar dolaşırdık.
Tanışamamamızın beşinci gününde baban ameliyat olmuş ve şükürki doktorlar olumlu rapor vermişti.
Seviçle hastanenin bahçesine çıktığında, bana şey diye seslenmiştin.Sonrada gülüşmüştük.Daha adlarımızı bile bilmiyorduk.
Hani birgün dolmuşta sana sarkıntılık yapan bir polis memuru vardı.
Sen bana engel olmaya çalıştığında seni itmiştim.
Özür dilerim bebeğim,affet.
Ben o bir yılı, polisi dövmekten değil seni iteklemekten yattım biliyormusun.
Evet mahkeme bana o cezayı,polisi dövmekten verdi belki ama ben o kararı beğenmedim ve içimde hep reddettim.
Benim suçum seni itmekti ve verilen ceza çok azdı.
Öyle güzeldiki mektubunu beklemek.
defalarca okuyup koklardım,hep koynumda saklardım.
Biliyormusun hala okuyorum onları, ve kimseler bilmesin dünyanın en değerli hazinesinin bende olduğunu diye çok iyi saklıyorum onları.
Sana bir yalanımı itiraf etmek istiyorum.Hiç sorunum yok sevgilim derken yalan söyledim sana.Bayrampaşa berbattı aşkım.
-Nerdesin kardeşim heryerde seni arıyorum yaa. Had kalk Çapa’ya gidiyoruz.Bırak şimdi roman yazmayı yine hadi…
Takside kalbi durduracak derecede bir heyecan içindeydi.Hastaymış ama buradaymış,sonunda bir haber almıştı işte.
Nihayet onu görebilecekti.Ama garip olan şey haberi veren kişinin babası olamsıydı.
Kızını istemiş ama o vermemişti.İkinci kez gidişindede dayak yemişti üstelik.Şimdide onu çağırın diye haber göndermişti.
Aman Allah’ım işte oradaydı.Rengi solgundu,ama çok güzeldi.Bir eli göğsünün üzerindeydi.İncecik narin parmaklarına baktı.Ona aldığı yüzüğü takmıştı.
Bir anda boğazındaki o ilmek çözüldü ve hıçkırmaya başladı.
Ardından omuzuna dokunan elin sahibi,
-Tamam oğlum ağlama seni böyle görürse üzülür,hadi kendine gel evladım,diyordu.
Gerçeklik ve rüya arasında biryerlerdeydi.
Kızını istediği için dayak atan adam şimdi bir baba şefkatiyle omuzunu sıkıyordu.
Nihayet doktor,fazla kalmayın hastanın yorulmaması lazım dedi.Sesi duyar duymaz odaya yönelmişti.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz göz göze geldiler.Başı dönüyordu,sonra gözleri karardı ayaklarında adım atacak takati bulamamıştı,olduğu yere düştü.
Canımm..
Bayılmadan önce duyduğu son şey buydu.Gözlerini arladı ve hemen ayağa kalktı.Sadece bir dakika baygın kalmıştı ama o bunu bilmiyordu ve tam manasıyla şaşkınlık içindeydi.
İşte hemen yarım metre önündeydi dünyadaki cenneti.Odada bulunan baba ve anne dışarı çıktılar.Kapıdan sesler geliyordu.
-Tamam Hemşire hanım kendine geldi sorun yok.Bayıldı biranda ama hemen kendine geldi.
-Cennetimmm
Hemen yanına gidip ellerini tuttu,bunca hasretin ardından bile o kadar utanmıştı kıpkırmızı oldu biranda.
Elleri gevşedi ve hemen bıraktı kızın ellerini.Kısık bir tonda,
-Özür dilerim diyebildi.
Kız ellerini avuçalrının içine koydu ve,
-Tut sıkıca tut sevdiğim,benim buradaki iğnelere serumlara değil sana ihtiyacım var dedi.
Sesi kısıktı ve konuşurken çok zorlanıyordu.
-Tamam cennetim tuttum ve bidaha asla bırakmıycam,ne olur sen yorma kendini.Bak ben buradayım iyileşmeni bekliycem burada.Biran önce kendini toparlamak için yorulmaman lazım….
Başkada birşey konuşamadılar.Doktor odaya girip çıkması gerektiğini söyledi.Avuçlarındaki elleri usulca bırakırken gözlerinin içine baktı kızın.O parıltıyla bakan gözlerin feri sönmüştü.
Solgun dudakların arasında beliren gülümsemenin eşliğinde odadan çıktı.
Ancak ertesi gün girebilmişti tekrardan yanına.Bu kez çok şeyler söyleyecekti.Ona olan sevgisinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan bahsedecekti.
Ancak odaya girdiğinde kız babasını çağırmasını istedi.Baba içeri girdiğinde kız…
-Babacığım evlenmek istiyorum. dedi
Baba duraksadı önce sonra,
-Söz kızım sen çıkar çıkmaz hemen evlendireceğim sizi,namus şeref sözü,baba sözü, dedi.
Ama kız bunları duymamış gibi konuşmaya devam etti.
-Babacığım burada hastanede,hemen bugün imam nikahı yapmak istiyorum.Cennetde kadınlar dünydaki son eşlerine verilirmiş.Ben senin alnına kara çalmadım asla baba.Hayatımda ilk kez senden bişey istiyorum.Onuda kabulde etsen redde etsen, sen yine benim başımın tacı babamsın, dedi.
Adam ağlamaklı cevap verdi.
-Hemen şimdi gidiyorum ve bir İmam getiriyorum kızım.Allah senin gibi iffetli bir kız vermiş banada ben bilememişim değerini.Geç anladım bazı şeyleri,güzel kızım affet babanı…..
Çok geçmeden İmam geldi ve nikahlar kıyıldı.
Artık Allah indinde karı koca olmuşlardı.
Nihayet doktor,fazla kalmayın hastanın yorulmaması lazım dedi.Sesi duyar duymaz odaya yönelmişti.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz göz göze geldiler.Başı dönüyordu,sonra gözleri karardı ayaklarında adım atacak takati bulamamıştı,olduğu yere düştü.
Canımm..
Bayılmadan önce duyduğu son şey buydu.Gözlerini arladı ve hemen ayağa kalktı.Sadece bir dakika baygın kalmıştı ama o bunu bilmiyordu ve tam manasıyla şaşkınlık içindeydi.
İşte hemen yarım metre önündeydi dünyadaki cenneti.Odada bulunan baba ve anne dışarı çıktılar.Kapıdan sesler geliyordu.
-Tamam Hemşire hanım kendine geldi sorun yok.Bayıldı biranda ama hemen kendine geldi.
-Cennetimmm
Hemen yanına gidip ellerini tuttu,bunca hasretin ardından bile o kadar utanmıştı kıpkırmızı oldu biranda.
Elleri gevşedi ve hemen bıraktı kızın ellerini.Kısık bir tonda,
-Özür dilerim diyebildi.
Kız ellerini avuçalrının içine koydu ve,
-Tut sıkıca tut sevdiğim,benim buradaki iğnelere serumlara değil sana ihtiyacım var dedi.
Sesi kısıktı ve konuşurken çok zorlanıyordu.
-Tamam cennetim tuttum ve bidaha asla bırakmıycam,ne olur sen yorma kendini.Bak ben buradayım iyileşmeni bekliycem burada.Biran önce kendini toparlamak için yorulmaman lazım….
Başkada birşey konuşamadılar.Doktor odaya girip çıkması gerektiğini söyledi.Avuçlarındaki elleri usulca bırakırken gözlerinin içine baktı kızın.O parıltıyla bakan gözlerin feri sönmüştü.
Solgun dudakların arasında beliren gülümsemenin eşliğinde odadan çıktı.
Ancak ertesi gün girebilmişti tekrardan yanına.Bu kez çok şeyler söyleyecekti.Ona olan sevgisinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan bahsedecekti.
Ancak odaya girdiğinde kız babasını çağırmasını istedi.Baba içeri girdiğinde kız…
-Babacığım evlenmek istiyorum. dedi
Baba duraksadı önce sonra,
-Söz kızım sen çıkar çıkmaz hemen evlendireceğim sizi,namus şeref sözü,baba sözü, dedi.
Ama kız bunları duymamış gibi konuşmaya devam etti.
-Babacığım burada hastanede,hemen bugün imam nikahı yapmak istiyorum.Cennetde kadınlar dünydaki son eşlerine verilirmiş.Ben senin alnına kara çalmadım asla baba.Hayatımda ilk kez senden bişey istiyorum.Onuda kabulde etsen redde etsen, sen yine benim başımın tacı babamsın, dedi.
Adam ağlamaklı cevap verdi.
-Hemen şimdi gidiyorum ve bir İmam getiriyorum kızım.Allah senin gibi iffetli bir kız vermiş banada ben bilememişim değerini.Geç anladım bazı şeyleri,güzel kızım affet babanı…..
Çok geçmeden İmam geldi ve nikahlar kıyıldı.
Artık Allah indinde karı koca olmuşlardı.
Oda’da anne ve baba vardı birbirlerinin ellerini bile tutamıyorlardı ama çok mutluydular.
Kız babasına ve annesine doğru bakarak,
-Her şeyi yokdan var eden Allah’ım size cennetin en güzel köşklerini nasip etsin.Annemmm, babamm sizleri çok seviyorum, dedi
Sonra başını delikanlıya doğru çevirip,
-Cennet okadar ucuz değil canım, sana kavuşmam o yüzden bu kadar uzun sürdü.Ama bir kez cenenete girdimmi,sonsuzdur mutluluk.
Gözleri delikanlıda çakılı kaldı biranda ve başı yana düştü.
Son sözleri son nefesi olmuştu…
Bir sevmek masalıydı yaşadıkları.
Artık altı çizili cümleler,diğerlerinden farklı bir mana içermiyordu.
Ne renkler ayrışıyordu birbirinden nede sesler.
Hepside bir birinin aynıydı.
Yaşamak çok manidar ama sadece anlam katan varsa anlamlıydı.
Hangi hayal cennetten öteye gidebilirdiki.
Elindeki çiçeği kabrin üstüne bırakan delikanlı,her hafta yazdığı mektuplardan birini daha çıkardı cebinden ve elleriyle açtığı toprağa gömdü.Ayrılmadan evvel mezar taşından öperek,
-Seni çok seviyorum karıcığım,cennetim……
Kız babasına ve annesine doğru bakarak,
-Her şeyi yokdan var eden Allah’ım size cennetin en güzel köşklerini nasip etsin.Annemmm, babamm sizleri çok seviyorum, dedi
Sonra başını delikanlıya doğru çevirip,
-Cennet okadar ucuz değil canım, sana kavuşmam o yüzden bu kadar uzun sürdü.Ama bir kez cenenete girdimmi,sonsuzdur mutluluk.
Gözleri delikanlıda çakılı kaldı biranda ve başı yana düştü.
Son sözleri son nefesi olmuştu…
Bir sevmek masalıydı yaşadıkları.
Artık altı çizili cümleler,diğerlerinden farklı bir mana içermiyordu.
Ne renkler ayrışıyordu birbirinden nede sesler.
Hepside bir birinin aynıydı.
Yaşamak çok manidar ama sadece anlam katan varsa anlamlıydı.
Hangi hayal cennetten öteye gidebilirdiki.
Elindeki çiçeği kabrin üstüne bırakan delikanlı,her hafta yazdığı mektuplardan birini daha çıkardı cebinden ve elleriyle açtığı toprağa gömdü.Ayrılmadan evvel mezar taşından öperek,
-Seni çok seviyorum karıcığım,cennetim……
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder