Cennetim,canım karıcığım.
Takvimlere göre, yokluğunun altıncı, bana göre bilmem kaç milyonuncu senesi.
Aradan, bu kadar milyon yıl geçti.
Ama ben, sana dair hiç bir şeyi unutmadım.
Bakışların, gülüşlerin, iç çekişlerin, sesin, nefesin, hepsi aklımda.
Sana dair her şeyi, her zerreyi, damarlarımda dolaştırıyorum.
İşledikçe işliyorsun içime.
Ama sana karşı çok mahcubum şimdi.
Bu hafta gelemedim yanına.
Kızımız, biraz gezmek istedi.Şile taraflarına götürdüm onu.
Çok mutlu oldu Annesi.
Bir görseydin, nasıl koşuyordu o minik ayaklarıyla, bir sağa bir sola.
Ha birde yol boyu ne kadar çiçek gördüyse topladı.
-Bak kızım ilerde bir sürü var oradan toplarız dediğimde,
-Onlardan çok var babacığım, ben anneme tek olanları topluyorum dedi.
Sana topluyormuş meğerse çiçekleri annesi.
Akşam eve geldiğimizde, ateşi çıktı.Gün boyu koşuştururken terledi tabi, havada soğuktu biraz üşüttü yavrum.
Sırtına havlu falan koydum, üstünü değiştim oysa.
Ama bir anne gibi yapamam tabi.Sen olsan hastalanmazdı kızımız.
Sabaha kadar başında bekledim.
Bir uyudu bir uyandı yavrum.Gün ağarırken artık yorgunluktan uyudu.
Bende yanına uzandım, dalmışım.
-Baba sen hala yatıyorsun, diyen ağlamaklı sesiyle uyandım kızımızın.
Bitkinliği her halinden belli oluyordu ama, kalkıp elbiselerini giymiş, topladığı çiçekleri kucaklamış, karşımda duruyordu.
Öyle tatlı bir hali vardıki annesi, gülümsedim o halini görünce.
-Babacığım birde gülüyorsun yaa. Bugün Cuma annem bizi bekliyordur şimdi, ama sen hala yatakdasın.Bak ben anemin çiçeklerini bile aldım. Annem çok sevecek bu çiçekleri çoookk.
Daha iyileşmemişti annesi, onu o halde dışarı çıkarmamı sende istemezdin.Ama bunu ona anlatmam mümkün değildi.
Her ne olursa olsun sana gelmekte diretecekti, çiçekleri biran evvel sana getirmek istiyordu.
O anda aklıma geldi, ya tutarsa dedim.
-Kızım ben çok hastayım, her yerim ağrıyor, dün çok üşümüşüm, dedim.
Karıcığım, öyle bir kızımız varki,Dünya üzerindeki bazı ulusların toplamının merhameti bile, kızımızın merhametinin yanında cüce kalır.
Elindeki çiçekleri, paha biçilmez bir vazoyu koyar gibi, koltuğun üstüne koyup,
-Canım babam benim, diyerek yanıma geldi.
Yanaklarımı, minnacık avuçlarının içine alıp gözlerime bakarak,
-Sen yat Babacığım, ben sana bakarım. Sana şimdi bir Çorba pişireyim,karnını doyur iyileşirsin.
Öyle bir konuşması varki kızımızın, Allah nazarlardan korusun, sanki kocaman kız olmuş.
O hasta diye çıkmadım o gün evden ama, bir yalanın ardına akşama kadar yataktan çıkamayan ben oldum.
Ne kalkmama izin verdi, nede kendisi yattı.Etrafımda pervane oldu yavrum.
-Babacığım acıktınmı?
-Babacığım yastığın rahatmı?
-Babacığım, üstüne başka yorgan örteyimmi?…
Hani bana demiştinya,
-Rabbim bizede bir çocuk nasip ederse, bir kurban keselim, Rabbimize şükür için. Birde hep koynumuzda yatıralım onu, bir Meleğin uyumasını seyrederek, huzur denizlerine dalalım.
Biliyorsun kurbanı kestim geçen sene, ama kzımız artık benim yanımda yatmıyor annesi.
-Geceleri hep ağlıyorsun sen babacığım, bende ağlıyorum o zaman. Hem ben büyüdüm artık kendi yatağımda yatacağım, dedi bana.
Birbirimize söz vermiştik, asla yalan söylemeyecektik, her ne olursa olsun doğruyu söyleyecektik.
Sana verdiğim sözü her zaman tutarım bilirsin.
Evet geceleri hep ağlıyorum bir tanem.
Ama elimde değil, seninle Cennet’i gördükten sonra, bu gazap dünyasında kalmak öyle ağır, öyle zorki.
Küçük Meleğimiz olmasa nasıl dayanırdım bilmiyorum….
Takvimlere göre, yokluğunun altıncı, bana göre bilmem kaç milyonuncu senesi.
Aradan, bu kadar milyon yıl geçti.
Ama ben, sana dair hiç bir şeyi unutmadım.
Bakışların, gülüşlerin, iç çekişlerin, sesin, nefesin, hepsi aklımda.
Sana dair her şeyi, her zerreyi, damarlarımda dolaştırıyorum.
İşledikçe işliyorsun içime.
Ama sana karşı çok mahcubum şimdi.
Bu hafta gelemedim yanına.
Kızımız, biraz gezmek istedi.Şile taraflarına götürdüm onu.
Çok mutlu oldu Annesi.
Bir görseydin, nasıl koşuyordu o minik ayaklarıyla, bir sağa bir sola.
Ha birde yol boyu ne kadar çiçek gördüyse topladı.
-Bak kızım ilerde bir sürü var oradan toplarız dediğimde,
-Onlardan çok var babacığım, ben anneme tek olanları topluyorum dedi.
Sana topluyormuş meğerse çiçekleri annesi.
Akşam eve geldiğimizde, ateşi çıktı.Gün boyu koşuştururken terledi tabi, havada soğuktu biraz üşüttü yavrum.
Sırtına havlu falan koydum, üstünü değiştim oysa.
Ama bir anne gibi yapamam tabi.Sen olsan hastalanmazdı kızımız.
Sabaha kadar başında bekledim.
Bir uyudu bir uyandı yavrum.Gün ağarırken artık yorgunluktan uyudu.
Bende yanına uzandım, dalmışım.
-Baba sen hala yatıyorsun, diyen ağlamaklı sesiyle uyandım kızımızın.
Bitkinliği her halinden belli oluyordu ama, kalkıp elbiselerini giymiş, topladığı çiçekleri kucaklamış, karşımda duruyordu.
Öyle tatlı bir hali vardıki annesi, gülümsedim o halini görünce.
-Babacığım birde gülüyorsun yaa. Bugün Cuma annem bizi bekliyordur şimdi, ama sen hala yatakdasın.Bak ben anemin çiçeklerini bile aldım. Annem çok sevecek bu çiçekleri çoookk.
Daha iyileşmemişti annesi, onu o halde dışarı çıkarmamı sende istemezdin.Ama bunu ona anlatmam mümkün değildi.
Her ne olursa olsun sana gelmekte diretecekti, çiçekleri biran evvel sana getirmek istiyordu.
O anda aklıma geldi, ya tutarsa dedim.
-Kızım ben çok hastayım, her yerim ağrıyor, dün çok üşümüşüm, dedim.
Karıcığım, öyle bir kızımız varki,Dünya üzerindeki bazı ulusların toplamının merhameti bile, kızımızın merhametinin yanında cüce kalır.
Elindeki çiçekleri, paha biçilmez bir vazoyu koyar gibi, koltuğun üstüne koyup,
-Canım babam benim, diyerek yanıma geldi.
Yanaklarımı, minnacık avuçlarının içine alıp gözlerime bakarak,
-Sen yat Babacığım, ben sana bakarım. Sana şimdi bir Çorba pişireyim,karnını doyur iyileşirsin.
Öyle bir konuşması varki kızımızın, Allah nazarlardan korusun, sanki kocaman kız olmuş.
O hasta diye çıkmadım o gün evden ama, bir yalanın ardına akşama kadar yataktan çıkamayan ben oldum.
Ne kalkmama izin verdi, nede kendisi yattı.Etrafımda pervane oldu yavrum.
-Babacığım acıktınmı?
-Babacığım yastığın rahatmı?
-Babacığım, üstüne başka yorgan örteyimmi?…
Hani bana demiştinya,
-Rabbim bizede bir çocuk nasip ederse, bir kurban keselim, Rabbimize şükür için. Birde hep koynumuzda yatıralım onu, bir Meleğin uyumasını seyrederek, huzur denizlerine dalalım.
Biliyorsun kurbanı kestim geçen sene, ama kzımız artık benim yanımda yatmıyor annesi.
-Geceleri hep ağlıyorsun sen babacığım, bende ağlıyorum o zaman. Hem ben büyüdüm artık kendi yatağımda yatacağım, dedi bana.
Birbirimize söz vermiştik, asla yalan söylemeyecektik, her ne olursa olsun doğruyu söyleyecektik.
Sana verdiğim sözü her zaman tutarım bilirsin.
Evet geceleri hep ağlıyorum bir tanem.
Ama elimde değil, seninle Cennet’i gördükten sonra, bu gazap dünyasında kalmak öyle ağır, öyle zorki.
Küçük Meleğimiz olmasa nasıl dayanırdım bilmiyorum….
Havalar artık iyiden iyiye soğumuştu.
Meteroloji’nin demesine bakılırsa kar kapıdaydı.
Genç adam,
-Rabbim sen sokakta kalanlara,evine yakacak alamayanlara, çocuğum üşümesin yeterki deyip, kendi üstünü yufka koyanlara yardım eyle…diye dua etmişti, kar haberini duyunca.
Televizyonu kapatıp, pencerenin önüne gitti.
Dışarda, Asil Dost’la oynayan minik kıza baktı.
Asil Dost iki yaşında kocaman bir Kangal Köpeğiydi.
Onu daha bir haftalıkken almış, üç aylık oluncaya kadar evin içinde bakmıştı.Minik kız, Asil Dost’una o kadar çok alışmıştıki,
-Artık Asil Dost bahçade kalacak kızım, onun evi orası. dediğinde, saniyelik bir refleksle,
-Babacım ben sana küstüm, demişti.
Bir haftalık bir ikna çalışmasının ardından,minik kız nihayet şartlı olatrak evet demişti.
Bahçeye Asil Dost için kocaman bir kulübe yapılacaktı.
Genç adamın gördüğü manzara o kadar hoştuki, gülümsemeden duramıyordu.
Adeta güreş ediyorlardı, Asil Dost ve minik kız.
Ne akıllı Hayvanlardı şu kangallar,o kadar nazik davranıyorduki yavrucağa, canını acıtmamak için insanlara özgü bir dikkat gösteriyordu adeta.
-Hadi kızım içeri gel artık üşüyeceksin, birazdanda hava kararır korkarsın sonra bak..
-Babacım ben korkmamki hiç bir şeyden.
Çok bilmiş, anında yapıştırıyordu cevabı.
-Biliyorum güzel meleğim, ben şaka olsun diye dedim sana. Ama yarın annene gideceğiz biliyorsun.Hazırlanıp erken yatmamız lazım değilmi?.
-Yaşasın, yaşasın, yaşasın anneme gideceğiz.
Asil Dost’un boynuna sarılmış vaziyette olduğu yerde zıplıyordu.Allahım bu nasıl bir güzellikti böyle.
Meteroloji’nin demesine bakılırsa kar kapıdaydı.
Genç adam,
-Rabbim sen sokakta kalanlara,evine yakacak alamayanlara, çocuğum üşümesin yeterki deyip, kendi üstünü yufka koyanlara yardım eyle…diye dua etmişti, kar haberini duyunca.
Televizyonu kapatıp, pencerenin önüne gitti.
Dışarda, Asil Dost’la oynayan minik kıza baktı.
Asil Dost iki yaşında kocaman bir Kangal Köpeğiydi.
Onu daha bir haftalıkken almış, üç aylık oluncaya kadar evin içinde bakmıştı.Minik kız, Asil Dost’una o kadar çok alışmıştıki,
-Artık Asil Dost bahçade kalacak kızım, onun evi orası. dediğinde, saniyelik bir refleksle,
-Babacım ben sana küstüm, demişti.
Bir haftalık bir ikna çalışmasının ardından,minik kız nihayet şartlı olatrak evet demişti.
Bahçeye Asil Dost için kocaman bir kulübe yapılacaktı.
Genç adamın gördüğü manzara o kadar hoştuki, gülümsemeden duramıyordu.
Adeta güreş ediyorlardı, Asil Dost ve minik kız.
Ne akıllı Hayvanlardı şu kangallar,o kadar nazik davranıyorduki yavrucağa, canını acıtmamak için insanlara özgü bir dikkat gösteriyordu adeta.
-Hadi kızım içeri gel artık üşüyeceksin, birazdanda hava kararır korkarsın sonra bak..
-Babacım ben korkmamki hiç bir şeyden.
Çok bilmiş, anında yapıştırıyordu cevabı.
-Biliyorum güzel meleğim, ben şaka olsun diye dedim sana. Ama yarın annene gideceğiz biliyorsun.Hazırlanıp erken yatmamız lazım değilmi?.
-Yaşasın, yaşasın, yaşasın anneme gideceğiz.
Asil Dost’un boynuna sarılmış vaziyette olduğu yerde zıplıyordu.Allahım bu nasıl bir güzellikti böyle.
Parke taşlarıyla döşenmiş dik patikada, yokuş yukarı ilerlerken, minik kızın sürekli geride kaldığını gören genç adam,
-Kucağıma alayımmı kızım seni, çok yoruldun, dedi.
-Hayır babacığım ben yorulmadım, ama annemin çiçekleri hep solmuş.
Genç adam, kızının yanına çömeldi hemen. Alnından öpüp, yanaklarını sevdi.Minik kız sanki bir kabahat işlemiş gibi başını öne eğmişti.
-Güzel Meleğim, önemli olan, senin annen için çiçek toplamış olman. Gelirken Çiçekçidende alabilirdik, ama annen onlara bu kadar sevinmezdiki. Oysa şimdi ne kadar çok sevinecek, benim minik Meleğim bunları kendi elleriyle toplamış annesine diyecek.
Minik kız başını kaldırıp,
-Evet babacığım, solmuş olsalarda ben topladım bunları. Annem için topladım, dedi.
Bir kaç dakika sonra, Mezar’ın başındaydılar artık.
Minik kız elindeki çiçekleri tek tek mezarın üstüne koydu.Mezar taşından öpüp,
-Anneciğim, Babam hastaydı gelemedik. Ama şimdi iyi, ben çok iyi baktım ona. Sen bizi hiç merak etme olurmu, ben babama bakarım….
Sonra babasına dönüp,
-Bababacığım, Asil Dost’uda getirelim bir daha gelirken. Annem onuda özlemiştir, dedi.
-Tamam kızım haftaya onuda getiririz.
-Kucağıma alayımmı kızım seni, çok yoruldun, dedi.
-Hayır babacığım ben yorulmadım, ama annemin çiçekleri hep solmuş.
Genç adam, kızının yanına çömeldi hemen. Alnından öpüp, yanaklarını sevdi.Minik kız sanki bir kabahat işlemiş gibi başını öne eğmişti.
-Güzel Meleğim, önemli olan, senin annen için çiçek toplamış olman. Gelirken Çiçekçidende alabilirdik, ama annen onlara bu kadar sevinmezdiki. Oysa şimdi ne kadar çok sevinecek, benim minik Meleğim bunları kendi elleriyle toplamış annesine diyecek.
Minik kız başını kaldırıp,
-Evet babacığım, solmuş olsalarda ben topladım bunları. Annem için topladım, dedi.
Bir kaç dakika sonra, Mezar’ın başındaydılar artık.
Minik kız elindeki çiçekleri tek tek mezarın üstüne koydu.Mezar taşından öpüp,
-Anneciğim, Babam hastaydı gelemedik. Ama şimdi iyi, ben çok iyi baktım ona. Sen bizi hiç merak etme olurmu, ben babama bakarım….
Sonra babasına dönüp,
-Bababacığım, Asil Dost’uda getirelim bir daha gelirken. Annem onuda özlemiştir, dedi.
-Tamam kızım haftaya onuda getiririz.
Mezarın etrafını temizlemiş, mezar taşını yıkamışlar, bol bol hasret gidermişlerdi.
Artık veda vakti gelmişti.
Her veda vaktinde olduğu gibi, minik yavru mezarın üstüne uzanıp annesinin toprağına sarılmıştı.
-Annemmm, Anneciğimmm, biz yine geleceğiz, sen hiç merak etme olurmu bizi. Sakın üşüme anne, korkmada. Ben hiç korkmuyorum. Seni çok seviyorum anneciğim, babamıda çok seviyorum.
Hem konuşuyor hemde annesinin toprağını öpüyordu.
Artık veda vakti gelmişti.
Her veda vaktinde olduğu gibi, minik yavru mezarın üstüne uzanıp annesinin toprağına sarılmıştı.
-Annemmm, Anneciğimmm, biz yine geleceğiz, sen hiç merak etme olurmu bizi. Sakın üşüme anne, korkmada. Ben hiç korkmuyorum. Seni çok seviyorum anneciğim, babamıda çok seviyorum.
Hem konuşuyor hemde annesinin toprağını öpüyordu.
Genç adam gördüğü manzara karşısında, gözlerinden yağmur gibi akan yaşlara mani olamıyor, bir yandanda, karısının ruhuna Yasin’i Şerif okuyordu.
Ayrılmadan hemen önce, genç adam cebinden mektubunu çıkardı yine.Her hafta yaptığı gibi, toprağı aralayıp mektubu mezara gömdü.
Baba kız elele kabrin başından uzaklaştılar.
Ayrılmadan hemen önce, genç adam cebinden mektubunu çıkardı yine.Her hafta yaptığı gibi, toprağı aralayıp mektubu mezara gömdü.
Baba kız elele kabrin başından uzaklaştılar.
Onların hemen ardından kabrin başına gelen delikanlı, genç adamı kabre mektubu koyarken görmüştü.
-Ulan millet parayı nerelere saklıyor be, diyerek mektubu yerinden çıkdı.
Zarfı açınca beklediği şeyin çıkmamasına şaşırmıştı.
Önce mektubu savurup attı ama sonra nedense tekrar aldı attığı yerden.
Sırtını başka bir mezara yaslayıp oturdu ve mektubu okumaya başladı.
Okudukça gözleri dolmaya başlamıştı ve nihayetinde dayanamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı.Mektubu yerinden çıkardığı için çok pişmandı.Onun tek derdi paraydı,ama okuduğu satırlar ona gerçekte neyin daha değerli olduğunun dersini vermişti.
-Ulan millet parayı nerelere saklıyor be, diyerek mektubu yerinden çıkdı.
Zarfı açınca beklediği şeyin çıkmamasına şaşırmıştı.
Önce mektubu savurup attı ama sonra nedense tekrar aldı attığı yerden.
Sırtını başka bir mezara yaslayıp oturdu ve mektubu okumaya başladı.
Okudukça gözleri dolmaya başlamıştı ve nihayetinde dayanamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı.Mektubu yerinden çıkardığı için çok pişmandı.Onun tek derdi paraydı,ama okuduğu satırlar ona gerçekte neyin daha değerli olduğunun dersini vermişti.
….Sensizken, hastalandığımda bir tas çorbayı, köşedeki lokantaya kadar yürüyebilecek gücü bulabilirsem içiyordum.
Yalandan hasta bile olsam, kızımız babasına bugün, dünyanın en lezzetli çorbasını yaptı annesi.
Bir tas soğuk suya döktüğü, hazır çorba paketini bir güzel karıştırıp içinede ekmek doğramış.
Bana dokundurmadı bile, minik elleriyle yedirdi babasına.
Soğuktu, çiğdi, ama sevginin, o doyumsuz lezzeti vardı.
Yalandan hasta bile olsam, kızımız babasına bugün, dünyanın en lezzetli çorbasını yaptı annesi.
Bir tas soğuk suya döktüğü, hazır çorba paketini bir güzel karıştırıp içinede ekmek doğramış.
Bana dokundurmadı bile, minik elleriyle yedirdi babasına.
Soğuktu, çiğdi, ama sevginin, o doyumsuz lezzeti vardı.
Bir tanem, kızımızı caminin önünde ilk bulduğumda, karakol’mu ev’mi diye çok git geller yaşamıştım. Ama iyiki evi şeçmişim.
Şimdi kalkmam lazım karıcığım, kızımızın anne kokulu elbiselerini dolaba yerleştirmemiz gerek.
Her Cuma sana geldiğimizde, ayrılmadan önce toprağına sarılıyorya hani….
O elbiselerini hiç yıkatmıyor ve her gün hepsini kokluyor.
-Anne kokuyor bunlar, annem kokuyor, diyor.
Her Cuma sana geldiğimizde, ayrılmadan önce toprağına sarılıyorya hani….
O elbiselerini hiç yıkatmıyor ve her gün hepsini kokluyor.
-Anne kokuyor bunlar, annem kokuyor, diyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder