Kadın, okul yıllarında tanıştığı bir gençle birlikte olmuş, sonrada terk edilmişti.Evleneceklerine o kadar inanmıştı ki, onunla beraber olmakta hiç tereddüt etmemişti.
Ancak yalanların üzerinde etiket yoktur. Hiç bir yalanın üzerinde, bu bir yalandır yazmaz. Kandırılmış, kullanılmıştı ve bir kenara atılmıştı.
Ailesinden çok korkuyordu.Şayet öğrenirlerse, onun yaşamasına izin vermezlerdi.Gizlemesinin bir yolu da yoktu, eninde sonunda ortaya çıkacaktı.Endişe ve korkuyla geçirdiği günlerden birinde, “Bu akşam görücü geliyor sana kızım..” demişti annesi.
Önce ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmıştı. Fakat sonra, korkunun ecele faydası yok, nasıl olsa bu ortaya çıkacak, daha fazla acı çekmek istemiyorum ne olacaksa olsun demiş, ve huzursuzlukla beklediği o akşamda, kendisini isteyen gençle evlenmeyi kabul etmişti.
Ancak yalanların üzerinde etiket yoktur. Hiç bir yalanın üzerinde, bu bir yalandır yazmaz. Kandırılmış, kullanılmıştı ve bir kenara atılmıştı.
Ailesinden çok korkuyordu.Şayet öğrenirlerse, onun yaşamasına izin vermezlerdi.Gizlemesinin bir yolu da yoktu, eninde sonunda ortaya çıkacaktı.Endişe ve korkuyla geçirdiği günlerden birinde, “Bu akşam görücü geliyor sana kızım..” demişti annesi.
Önce ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmıştı. Fakat sonra, korkunun ecele faydası yok, nasıl olsa bu ortaya çıkacak, daha fazla acı çekmek istemiyorum ne olacaksa olsun demiş, ve huzursuzlukla beklediği o akşamda, kendisini isteyen gençle evlenmeyi kabul etmişti.
Bir ay içerisinde, nikahları, düğünleri olmuştu.Damat yuva kuracağı için mutluyken, gelin ömrünün son günlerini, belkide son gününü yaşıyor olmanın psikolojisi içindeydi.
Gerdek gecesi her şey ortaya çıkıştı, artık kocası, onun başka birisiyle birlikte olduğunu biliyordu.Gelin kaderine razı bir şekilde, her sorulan soruya, doğru cevap veriyor, hiç bir şeyi gizlemiyordu.
Kocası ona şöyle demişti.
-Senden önce, bende bir kadınla birlikte oldum.Yani bende masum değilim.Ama geçmişte kaldı ve çok pişmanım. Geçmişimizi olduğu yerde bırakalım ve sırlarımızı gömelim.Bir yuva kurmak için adım attık, şimdi attığımız adımdan geri dönmeyelim ve hak ettiğimiz mutluluğu alalım, ne dersin…
Hiç tanımadan evlendiği bu adama saygı ve minnetle bakmıştı kadın.
-Senden önce, bende bir kadınla birlikte oldum.Yani bende masum değilim.Ama geçmişte kaldı ve çok pişmanım. Geçmişimizi olduğu yerde bırakalım ve sırlarımızı gömelim.Bir yuva kurmak için adım attık, şimdi attığımız adımdan geri dönmeyelim ve hak ettiğimiz mutluluğu alalım, ne dersin…
Hiç tanımadan evlendiği bu adama saygı ve minnetle bakmıştı kadın.
Zaman akıp gidiyordu, bir çocukları olmuştu, dünyalar tatlısı bir kızları vardı artık. Adını da Dünya koymuşlardı.
O babasının Dünya’sıydı ama, annesi için durum pek öyle değildi.
Evliliğin ilk bir kaç ayında her şey çok iyiydi, ancak sonrası genç koca için, her anlamda ağır bir imtihana dönüşmüştü.
Karısı hiç bir şeyden memnun olmuyor, onun şusu var, bunun busu var diye her şeyi istiyordu.Gece gündüz demeden ailesi için çalışan adam, hiç bir şeye yetişemiyordu.
Üstelik Dünya’yada bakmıyordu kadın.Bazı günler eve geldiğinde, minik yavrusunu, kendi dışkısına boyanmış biçimde dahi buluyordu.Ancak bir kez olsun tek kötü kelime söylememişti karısına.Onu hem seviyor, hem acıyordu ona.
Genç adamın haberi yoktu ama, karısı zengin birde dost edinmişti kendine.
O gün kendisi işteyken, karısı da dostuyla buluşmaya gitmişti.
Adam çok zengindi,ona her istediğini alabilecek kadar çok parası vardı.Ama kocası engeldi ona.Önce ondan ayrılması gerekiyordu. Aslında bunu kendine hiç dert etmiyordu.Çünkü önemsemiyordu onu ve doğrudan, ondan ayrılmak istediğini söyleyecekti.
Sevgilisiyle konuşup karar verdi ve eve gidip kocasına ondan ayrılma kararı aldığını ve hemen evden gideceğini söylemek üzere eve yollandı.
O babasının Dünya’sıydı ama, annesi için durum pek öyle değildi.
Evliliğin ilk bir kaç ayında her şey çok iyiydi, ancak sonrası genç koca için, her anlamda ağır bir imtihana dönüşmüştü.
Karısı hiç bir şeyden memnun olmuyor, onun şusu var, bunun busu var diye her şeyi istiyordu.Gece gündüz demeden ailesi için çalışan adam, hiç bir şeye yetişemiyordu.
Üstelik Dünya’yada bakmıyordu kadın.Bazı günler eve geldiğinde, minik yavrusunu, kendi dışkısına boyanmış biçimde dahi buluyordu.Ancak bir kez olsun tek kötü kelime söylememişti karısına.Onu hem seviyor, hem acıyordu ona.
Genç adamın haberi yoktu ama, karısı zengin birde dost edinmişti kendine.
O gün kendisi işteyken, karısı da dostuyla buluşmaya gitmişti.
Adam çok zengindi,ona her istediğini alabilecek kadar çok parası vardı.Ama kocası engeldi ona.Önce ondan ayrılması gerekiyordu. Aslında bunu kendine hiç dert etmiyordu.Çünkü önemsemiyordu onu ve doğrudan, ondan ayrılmak istediğini söyleyecekti.
Sevgilisiyle konuşup karar verdi ve eve gidip kocasına ondan ayrılma kararı aldığını ve hemen evden gideceğini söylemek üzere eve yollandı.
Eve gittiğinde henüz kocası gelmemişti.Minik Dünya açlıktan ve hastalıktan ağlıyordu. Kadın umursamadı bile onu. O şimdi, yeni hayatının hayallerine dalmıştı.
Sonra kapı çaldı ve o haberi aldı.
Kocası iş yerinde başına düşen bir cisim nedeniyle hayatını kaybetmişti.
Bu haber onu üzmüştü.Ancak üzüntüsünün nedeni, dostuna kavuşmasının biraz rötara uğrayacak olmasıydı.
Sonra kapı çaldı ve o haberi aldı.
Kocası iş yerinde başına düşen bir cisim nedeniyle hayatını kaybetmişti.
Bu haber onu üzmüştü.Ancak üzüntüsünün nedeni, dostuna kavuşmasının biraz rötara uğrayacak olmasıydı.
Zaman su misali akıp gidiyordu. Küçük Dünya artık altı yaşına girmişti.Üzerinde yırtık pırtık bir elbise vardı ve kirliydi minik bedeni.Annesinin işsiz olduğunun farkında olacak kadar akıllıydı yavrucak.Mahallenin bakkalına gitmiş ve bakkala “Amca benim param yok ama, parada kazanmam lazım, sen bana sakız versen bende satıp para kazansam olur mu, satınca borcumu öderim.” demişti.
Bakkal zaten durumlarını biliyordu ve küçük kızı çok seviyordu.Ona teklifini kabul ettiğini söylemiş ve bir poşete doldurduğu sakızları vermişti.
Dünya sabahları çok erken kalkıyor, sakız satmak için sokaklara düşüyordu.Eve döndüğündeyse, neredeyse hava kararmış oluyordu.Akşama kadar sattığı üç beş sakızın parasını kumbarasında biriktiriyordu. Bazen bakkal amcası ona para veriyordu. Sen benim sakızları mı sattığın için, buda senin çalışma ücretin diyordu ona.
Dünyalar tatlısı küçük kız, bakımsızlıktan git gide zayıf düşmeye başlamıştı. Gün boyu sakız satmaya çabalarken, tek bir lokma geçmiyordu boğazından.
Eve geldiğinde annesi olmuyordu, oda varsa eğer evde, bir parça ekmek bölüp, suyla beraber yiyor sonrada yorgun bedenini yatağa atıyordu.
Annesi evlere temizliğe gidiyordu, ama her zaman iş olmuyordu. Geceleri bazen uyanıyordu ve her defasında annesinin ağladığını görüyordu.Bu kadın ona hiç bir şey vermemiş ve hayatı boyunca önemsememişti.Ona bir kez olsun sarılmamış, öpmemiş, kızım bile dememişti.Her zaman ismiyle hitap etmişti.
Ama o annesini mutlu etmenin hayalini kuruyordu.Kumbarasını dolduracak ve annesine verecekti.O zaman annesinin çok parası olacağı için, artık çalışmak zorunda kalmayacak ve çok mutlu olacaktı.Geceleri ağlamayacaktı artık annesi.Her yastığa başını koyduğunda, annesinin yüzünde hiç görmediği o gülümsemeyi hayal ediyordu.Birde sormaya hiç fırsat bulamadığı soru geliyordu aklına.”Anne, Baba ne demek..”
Bakkal zaten durumlarını biliyordu ve küçük kızı çok seviyordu.Ona teklifini kabul ettiğini söylemiş ve bir poşete doldurduğu sakızları vermişti.
Dünya sabahları çok erken kalkıyor, sakız satmak için sokaklara düşüyordu.Eve döndüğündeyse, neredeyse hava kararmış oluyordu.Akşama kadar sattığı üç beş sakızın parasını kumbarasında biriktiriyordu. Bazen bakkal amcası ona para veriyordu. Sen benim sakızları mı sattığın için, buda senin çalışma ücretin diyordu ona.
Dünyalar tatlısı küçük kız, bakımsızlıktan git gide zayıf düşmeye başlamıştı. Gün boyu sakız satmaya çabalarken, tek bir lokma geçmiyordu boğazından.
Eve geldiğinde annesi olmuyordu, oda varsa eğer evde, bir parça ekmek bölüp, suyla beraber yiyor sonrada yorgun bedenini yatağa atıyordu.
Annesi evlere temizliğe gidiyordu, ama her zaman iş olmuyordu. Geceleri bazen uyanıyordu ve her defasında annesinin ağladığını görüyordu.Bu kadın ona hiç bir şey vermemiş ve hayatı boyunca önemsememişti.Ona bir kez olsun sarılmamış, öpmemiş, kızım bile dememişti.Her zaman ismiyle hitap etmişti.
Ama o annesini mutlu etmenin hayalini kuruyordu.Kumbarasını dolduracak ve annesine verecekti.O zaman annesinin çok parası olacağı için, artık çalışmak zorunda kalmayacak ve çok mutlu olacaktı.Geceleri ağlamayacaktı artık annesi.Her yastığa başını koyduğunda, annesinin yüzünde hiç görmediği o gülümsemeyi hayal ediyordu.Birde sormaya hiç fırsat bulamadığı soru geliyordu aklına.”Anne, Baba ne demek..”
Yine bir gece yarısıydı.Kadın yere oturmuş yağmur gibi yaşlar döküyordu yine gözlerinden.Hayatı boyunca hatalar yapmış, her defasında kandırılmış,aldatılmış, kullanılmıştı.Ama hiç birinden ders almamış, defalarca yinelemişti hatalarını.Ailesi, tanıdıkları, herkes dışlamıştı onu.Zaten olacağı da buydu, kimseye kabahat bulmuyordu. Kabahatli olanın kendisi olduğunu biliyordu çünkü.
Yıllar sonra ilk kez, rahmetli kocası aklına düşmüştü.Kendi kendine konuşuyordu şimdi.
-“Ne asil bir adammışsın sen meğerse,ben seni hiç hak etmedim, hemde hiç.Ama senin hak ettiğinde ben değildim.Sen dünyanın en iyi, en güzel kadınlarını hak ediyordun.Çaresizliğimde beni karın yaptın,onure ettin,şimdi yine çaresizim.Ne garip ki seni hiç hatırlamadım bile, ama şimdi sana aşığım.Bu gece bu pis bedenimi ortadan kaldıracağım.Artık nefes bile almak istemiyorum.Son nefesimi sana aşık, seni seven bir kadın olarak vermek istiyorum…”
Hıçkırıkları konuşmasına mani oluyor, ızdırabı göğüs kafesine sığmıyordu.Yerinden kalkıp, bir an önce canına kıymak istiyordu artık.Ve o anda kızı düştü aklına.
Sanki bir yabancıyı hatırlamış gibi hissetmişti.Bu ona çok ağır geldi.İlk kez böylesine hislerin pençesine düşmüştü ve tek yapabildiği hıçkırmak, hıçkırmak ve hıçkırmakdı.
Sonra içinden müthiş bir arzu koptu.Küçük kızına sarılmak, onu öpmek, koklamak arzusu tüm bedenini sarmıştı.
-“Hayır yapmayacağım babası, kıymayacağım canıma.Kızımız var bizim, o ne yapar kimsesiz.Sende istemezsin onu yalnız bırakmamı biliyorum.”
Sonra ayağa kalktı ve “Senin için her şeyi yapacağım kızım.Affettireceğim sana kendimi..” diye geçirdi içinden.
Yıllar sonra ilk kez, rahmetli kocası aklına düşmüştü.Kendi kendine konuşuyordu şimdi.
-“Ne asil bir adammışsın sen meğerse,ben seni hiç hak etmedim, hemde hiç.Ama senin hak ettiğinde ben değildim.Sen dünyanın en iyi, en güzel kadınlarını hak ediyordun.Çaresizliğimde beni karın yaptın,onure ettin,şimdi yine çaresizim.Ne garip ki seni hiç hatırlamadım bile, ama şimdi sana aşığım.Bu gece bu pis bedenimi ortadan kaldıracağım.Artık nefes bile almak istemiyorum.Son nefesimi sana aşık, seni seven bir kadın olarak vermek istiyorum…”
Hıçkırıkları konuşmasına mani oluyor, ızdırabı göğüs kafesine sığmıyordu.Yerinden kalkıp, bir an önce canına kıymak istiyordu artık.Ve o anda kızı düştü aklına.
Sanki bir yabancıyı hatırlamış gibi hissetmişti.Bu ona çok ağır geldi.İlk kez böylesine hislerin pençesine düşmüştü ve tek yapabildiği hıçkırmak, hıçkırmak ve hıçkırmakdı.
Sonra içinden müthiş bir arzu koptu.Küçük kızına sarılmak, onu öpmek, koklamak arzusu tüm bedenini sarmıştı.
-“Hayır yapmayacağım babası, kıymayacağım canıma.Kızımız var bizim, o ne yapar kimsesiz.Sende istemezsin onu yalnız bırakmamı biliyorum.”
Sonra ayağa kalktı ve “Senin için her şeyi yapacağım kızım.Affettireceğim sana kendimi..” diye geçirdi içinden.
Küçük Dünya, annesinin “kimseyi sevmeye hakkım benim..” dediğini duymuştu uyandığında.Annesi yine ağlıyordu.Yatağından kalkıp, annesinin yanına gitmeye karar vermişti.
Kadın yaşlı gözlerle, kızının odasına yönelmişti.İçinde adeta bir fırtına kopmaktaydı. Kızına o kadar ihtiyacı vardı ki.
Başını kaldırdığında, küçük yavrusunun odanın kapısında durduğunu gördü.Pasaklı, pejmürde haliyle, boynunu bükmüş, masum bakışlarını annesine yöneltmişti.
Kadın ilk kez ona yavrum, kızım diyerek sarıldı bir anda.Küçük kız hem şaşkın,hem çok mutluydu.
Dakikalarca öpüşüp koklaştılar.Sanki yıllar yılı görmemişlerdi birbirlerini.
Dünya şimdi çok mutluydu,annesi onu çok mutlu etmişti ve şimdi sıra ondaydı.Elinde tuttuğu kumbarayı annesine uzattı ve “Anneciğim, bak bunları senin için kazandım.Artık çok paran var, bir daha ağlama hep mutlu ol tamam mı.”dedi.
Anne kız tarifi imkansız duygu ve hislerin eşliğinde,yatağa girdiler.Birbirlerine sevgiyle sarılıp,yüz kere, bin kere, öpücüklerle süslediler bu anı.
Başını kaldırdığında, küçük yavrusunun odanın kapısında durduğunu gördü.Pasaklı, pejmürde haliyle, boynunu bükmüş, masum bakışlarını annesine yöneltmişti.
Kadın ilk kez ona yavrum, kızım diyerek sarıldı bir anda.Küçük kız hem şaşkın,hem çok mutluydu.
Dakikalarca öpüşüp koklaştılar.Sanki yıllar yılı görmemişlerdi birbirlerini.
Dünya şimdi çok mutluydu,annesi onu çok mutlu etmişti ve şimdi sıra ondaydı.Elinde tuttuğu kumbarayı annesine uzattı ve “Anneciğim, bak bunları senin için kazandım.Artık çok paran var, bir daha ağlama hep mutlu ol tamam mı.”dedi.
Anne kız tarifi imkansız duygu ve hislerin eşliğinde,yatağa girdiler.Birbirlerine sevgiyle sarılıp,yüz kere, bin kere, öpücüklerle süslediler bu anı.
Küçük dünyanın gözleri kapanmak üzereydi,uykuya karşı koyamıyordu artık.Annesinin kendisine baktığını görmek mutlu ediyordu onu.
“Anne” dedi kısık bir sesle.Sonrada ekledi.
-“Eğer istersen beni sevebilirsin.”
Ağlarken annesinin söylediği söz gelmişti aklına.
Kadın feryat eder gibi “Seviyorum ben seni güzel kızım, minik yavrum” derken dahada sıkı sarılmıştı kızına.
Küçük dünya annesine kavuşmuştu sonunda, ve aklına o hep sormak istediği soru geldi. Baba ne demek?.Ama soramadı uykuya yenik düştü.
Ertesi sabah erkenden kalkan anne, kızına nefis bir kahvaltı hazırlamış, heyecanla yavrusunun uyanmasını bekliyordu.Hayatında hiç bu kadar heyecanlı ve mutlu olduğunu hatırlamıyordu bile.
Vakit epeyce ilerlemişti ama güzel kızı hala kalkmamıştı.Odasına gidip onu öperek uyandırmaya karar verdi.
-“Günaydın güzel kızım,hadi kalk karnını doyur sonra beraber yatarız.” dedi ve kızının yanağına bir öpücük kondurdu.Bir anda gözleri büyümüştü.Buz gibiydi kızının yanakları.
“Kızım” diyerek ellerini tuttu, onlarda buz gibiydiler ve kas katı kesilmişti minik bedeni.
Küçük Dünya bir daha hiç uyanmadı, babasının yanına gitmişti artık.
“Anne” dedi kısık bir sesle.Sonrada ekledi.
-“Eğer istersen beni sevebilirsin.”
Ağlarken annesinin söylediği söz gelmişti aklına.
Kadın feryat eder gibi “Seviyorum ben seni güzel kızım, minik yavrum” derken dahada sıkı sarılmıştı kızına.
Küçük dünya annesine kavuşmuştu sonunda, ve aklına o hep sormak istediği soru geldi. Baba ne demek?.Ama soramadı uykuya yenik düştü.
Ertesi sabah erkenden kalkan anne, kızına nefis bir kahvaltı hazırlamış, heyecanla yavrusunun uyanmasını bekliyordu.Hayatında hiç bu kadar heyecanlı ve mutlu olduğunu hatırlamıyordu bile.
Vakit epeyce ilerlemişti ama güzel kızı hala kalkmamıştı.Odasına gidip onu öperek uyandırmaya karar verdi.
-“Günaydın güzel kızım,hadi kalk karnını doyur sonra beraber yatarız.” dedi ve kızının yanağına bir öpücük kondurdu.Bir anda gözleri büyümüştü.Buz gibiydi kızının yanakları.
“Kızım” diyerek ellerini tuttu, onlarda buz gibiydiler ve kas katı kesilmişti minik bedeni.
Küçük Dünya bir daha hiç uyanmadı, babasının yanına gitmişti artık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder